SİTELER MOBİLYA ÜRÜNLERİNE İLİŞKİN TÜKETİCİ ALGI ANALİZİ PROJESİ

FİNAL RAPORU

Hazırlayanlar: Prof. Dr. Mehmet Barca, Yrd.Doç.Dr. Nilay Aluftekin,

Yrd. Doç.Dr. Erdal Akdeve

Haziran, 2012

 

Bu Rapor, Ankara Kalkınma Ajansı’nın desteklediği “Siteler Mobilya Ürünlerine İlişkin Tüketici Algı Analizi Projesi” kapsamında hazırlanmıştır. İçerik ile ilgili tek sorumluluk Proje Sahibine aittir ve Ajansın görüşlerini yansıtmaz.

İÇERİK

YÖNETİCİ ÖZETİ

Bölge ve ülkelerin rekabetçiliği, ekonomide rekabet üstünlüğü sağlayabilecek kendine özgü dinamikleri ve uzmanlaştıkları ticari alanlarıyla doğrudan ilgilidir. Bu bağlamda Ankara için en stratejik ticari bölge ve sektörlerden birisi de Siteler ve bu bölgede üretim yapan mobilyacılık sektörüdür.

Ankara’nın ekonomik faaliyetleri arasında gerek yurtiçi gerekse yurtiçi pazarlara ürün sunumuyla, mobilyacılık sektörü oldukça önem arz etmektedir. Hacim olarak oldukça büyük olan bu sektörün istihdama, ülkenin ekonomik kalkınmasına ve sürdürülebilir rekabet amacına yönelik katkıları düşünüldüğünde, sektörü canlandıracak ve yenilikçi, marka değeri yüksek, ulusal ve uluslararası rakiplere karşı rekabet düzeyi yüksek bir sektör haline gelmesi hem bölgenin sürdürülebilir ekonomik gelişmesine hem de ülkenin istihdam ve kalkınmasınaönemli katkılar sağlayacaktır. Dolayısıyla hızla değişen pazar ve rekabet şartları çerçevesinde sektörün pazar-tüketici algıları doğrultusunda pazar odaklı etkin ürün ve pazarlama stratejileriyle pazarda var olması ve güçlü ve güvenilir markalara sahip firmalar yaratması ve bunu da en kısa sürede gerçekleştirilmesi aciliyetarz etmektedir.

Bu çerçevede Siteler Bölgesi Mobilya Ürünlerine ilişkin olarak tüketicilerin ürün kalitesi, güvenilirlik, tasarım ve dizayn, satış sonrası hizmetler ve marka imajı gibi konularda algılarının belirlenmesi ve analiz edilmesi ve bu doğrultuda ilgili sektöre ilişkin etkin pazarlama ve markalaşma strateji önerilerinin hazırlanması amacıyla gerçekleştirilen bu projede, Ankara İli’nin Mobilya sektörü alanındaki potansiyelinin doğru bir şekilde harekete geçirilerek bu alanda rekabet gücü yüksek bir sektör ve güvenilir marka imajına sahip, pazar odaklı firmaların olduğu bir sanayi bölgesinin gelişmesine katkıda bulunulmaya çalışılmıştır.

Gerçekleştirilen tüketici algı analizi çalışması sonucunda firmalar için Ar-Ge, yenilikçilik, pazarlama ve markalaşma konularında stratejik yaklaşımlar geliştirilmiş; sektör yetkilileri ile yapılananket çalışmalarından elde edilen veriler yardımıyla ise mobilya sektörü için öncelikli pazarlar ve bu pazarlara ilişkin etkili çözümlerin geliştirilmesine yönelik öneriler sunulmuştur.

Projenin sonuçlarının hazırlanan bu rapor aracılığı iletüm paydaş ve hedef grupları ile paylaşılması ve ilgili kişi ve kuruluşlara ulaştırılması projenin ulaşılması beklenen hedeflerine kısa sürede ulaşmasını da sağlayacaktır.

GİRİŞ

Bölge ve ülkelerin rekabetçiliğini sağlamak ve ekonomide rekabet üstünlüğü kazanmak önemli ölçüde ülke ve bölgelerin kendine özgü dinamikleri ve uzmanlaştıkları ticari alanlarıyla ilişkilendirilmektir. Bu bağlamda Ankara için en stratejik ticari bölge ve sektörlerden birisi de Siteler ve bu bölgede üretim yapan mobilyacılık sektörüdür.

TR51 bölgesinin, özellikle Ankara’nın ülkedeki diğer bölgelerle karşılaştırıldığında Mobilya sektörü açısından ciddi bir altyapı ve kapasite düzeyine ulaştığı görülmektedir. Ancak son yıllarda ulusal ve uluslararası pazarlarda markalaşamama ve etkin pazarlama stratejilerinin izlenememesinden dolayı da rekabetçi özelliğinin zayıfladığı sektörde bulunan firma yöneticileri tarafından sıkça ifade edilmektedir. Bu çerçevede TR 51 bölgesinin küresel düzeydeki rekabetçi pozisyonunda önemli bir dinamik olan Siteler Bölgesi Mobilya Ürünlerine ilişkin olarak tüketicilerin ürün kalitesi, güvenilirlik, tasarım ve dizayn, satış sonrası hizmetler ve marka imajı gibi konularda algılarının belirlenmesi ve analiz edilmesi ve bu doğrultuda ilgili sektöre ilişkin etkin pazarlama ve markalaşma strateji önerilerinin hazırlanması giderek önem kazanan konular arasında yer almaktadır.  Böylece, Ankara ilinin Mobilya sektörü alanındaki potansiyelinin doğru bir şekilde harekete geçirilerek bu alanda rekabet gücü yüksek bir sektör ve güvenilir marka imajına sahip, pazar odaklı firmaların olduğu bir sanayi bölgesinin gelişmesine katkıda bulunacak çalışmaların yapılması bir zorunluluk olarak görülmektedir.

Yukarıdaki bahsedilenlerden hareketle Siteler Bölgesi Mobilya Sektöründeki üretim, teknoloji, pazarlama, satış, marka yaratma çabaları, kümelenme faaliyetleri ve sektöre yönelik kamu politika ve uygulamalarının ve destekleyici ilgili sektörlerin mevcut durum tespitinin yapılması önemle üzerinde durulması gereken konulardan birisidir.

İkinci olarak da Ankara Siteler’de üretilen mobilyaların ürün kalitesi, güvenilirlik, tasarım ve dizayn, satış sonrası hizmetler ve marka imajı gibi konularda tüketiciler tarafından nasıl algılandıklarına ilişkin saha araştırması yapılarak algılarının belirlenmesi ve analiz edilmesi rekabetçi stratejilerin geliştirilmesi önem arz etmektedir.

Sektöre ilişkin sorunların ve tüketici algılarının doğru tespit edilmesi için bir saha çalışması yapılarak ortaya çıkan bulguların analiz edilmesi ve bu doğrultuda bir takım çözüm önerilerin geliştirilmesi kaçınılmazdır. Bu çalışma da, konunun önemine ilişkin olarak Siteler mobilyasına yönelik tüketici algı analizlerinin yapılması için yapılan saha araştırması sonuçlarından hareketle daha rekabet edilebilir bir sektörün yapılanması, kümelenme altyapısının oluşturulabilmesi, inovasyon tabanlı üniversite-sanayi ve kamu işbirliğinin sağlanması ve bölgesel kalkınmanın sürdürülebilir kılınması için bir takım çözüm önerileri ve politika geliştirmeyi amaçlamaktadır.

1. MOBILYA SEKTÖRÜ

1.1. Genel Yapı

Mobilya sektörü; ağaç üretiminden başlayarak, tüm mobilya, oturma grupları, mutfak, ofis mobilyaları vb. üreticileriyle, bunlara makine, diğer yatırım malzemelerini ve hammadde temin eden sanayi kuruluşlarını, yan sanayicileri ve fason üretim yapanları kapsamaktadır.

Türkiye’de mobilya sektörünün başlangıcı orman sanayinde yapılan yatırımlara paralel olarak 19.yüzyıla kadar uzamaktadır. Küçük atölyelerde ustaların ellerinden çıkan mobilyalar, günümüzde atölye üretimiyle birlikte sanayi boyutunda üretime yönelmiştir.

Nüfus artışı, köyden kente göç ve hızlı kentleşme süreci ile sosyo-ekonomik ve kültürel gelişim mobilya talebini sürekli, arttırmıştır. Bu durum, 1970’li yıllarda orta ve büyük ölçekli işletmelerin endüstriye girmesi ve sayılarının sürekli artmasına neden olmuştur (Demirci, 2004). Türkiye’deki mobilya alımları genelde artan nüfusun paralelinde oluşankonutlaşma, yeni evlilikler, eski mobilyanın kullanılmaz hale gelmesi vb. zaruriyetler sonucunda oluşmaktadır. Ayrıca kırsal kesimde Avrupa’da yaşayan kimselerin alım gücü ve zevklerinin yükselmesi, modern anlamda mobilya kullanımını arttırmış, mobilya sektörüne zevk, form ve talep açısından bir ivme kazandırmıştır. Bu sektörde gelişen talep ve tüketimi canlandırıcı faktörleri, aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür.

  • Nüfus artışı,
  • Evlendirmelerdeki artış(evlenme endeksleri),
  • Yeni bir çocuğa sahip olma veya çocukların büyümesiyle değişen ihtiyaçlar,
  • Konut politikası ve anlayışındakideğişiklikler,
  • Okullaşma oranının artışı,
  • Sanayileşmeye bağlı olarak kentleşmenin hızlanması,
  • Gelir seviyesindeki yükselme,
  • Moda ve stil değişikliklerine uyum veya eski mobilyayı yenileme,
  • Büro ve hizmet sektörünün gelişmesi,
  • Tiyatro, sinema, lokanta vb. topluluk mekânlarının artısı,
  • Avrupa’da yasayan işçilerin kırsal kesime döndüklerinde beraberinde getirdiklerizevk, ihtiyaç ve alım gücünden doğan talep.

Türkiye’de 1940’lı yıllardan sonra oluşan ekonomik hareketlenme ve yabancı sermayenin ülkemize girişi, dolaylı da olsa mobilya sektörünün de hareketlenmesine olanak sağlamıştır.

Ülkemizde serbest piyasa ekonomisine geçişle birlikte, pek çok sektörde olduğu gibi mobilya sektöründe de önemli gelişmeleryaşanmıştır. Bu dönemde ithalat olanaklarının artması sayesinde, mobilya üretiminde kullanılan üretim teknolojileri ve üretim malzemeleri sektörün gelişiminde önemli rol oynamıştır. Diğer taraftan, iç piyasadaki yoğun mobilya talebi, sektörün gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Önceleri ithalat yapan çoğu işletme, bir süre sonra üretime başlamıştır. Küçük mobilya firmaları yoğun olarak bu dönemde kurulmuştur.

1980’li yıllardan itibaren gücünü hissettiren küreselleşme süreci, tüketici profilinde, talebin yapısında ve ölçeğinde yarattığı değişimle, mobilya sektörünü güncellenmişve iletişim imkânlarının artmasıyla birlikte yurtdışı rekabetiyle beraber ortama bir ivme kazandırmıştır. Türkiye’de mobilya sektörü her ile ve ilçeye dağılmışyaklaşık 65.000 üretim ve satışnoktasından oluşmaktadır. Bu yapılanma aynı zamanda ciddi bir istihdam kaynağıdır. Fakat mobilya sektörü endüstriyel üretim tipine ancak 1970’li yıllarda geçmiştir.

1990’lı yıllara kadar mobilya endüstrisinde kullanılan konvansiyonel makineler bu tarihlerden sonra yerlerini hassas ve yüksek üretim kapasitesine sahip CNC (ComputerNumerical Control) makinelerine bırakmaya başlamıştır. 1996 yılından itibaren gümrük birliğine girmemizle bu geçişsüreci hız kazanmıştır. Mobilya endüstrisi, 1999 yılında yaşanan deprem ve ekonomik krizlerden olumsuz etkilenmiştir. Küçük işletmelerin tamamında, orta ölçekli işletmelerin ise bir kısmında kapasite kullanımı 1997’den 1999’a kadar artarken 1999’dan sonra azalmıştır. Bu durum büyük işletmelerdeyaşanmamıştır. Bunun sonucu olarak çok sayıda işletmekapanmış, birçoğu düşük kapasitelerle çalışmak zorunda kalmıştır. Büyük işletmeler daralan iç talep karşısında ihracata yönelerek krizden daha az etkilenmişlerdir.

Bugün %8’lik büyüme oranıyla, tüm diğer sanayi kolları arasından öne geçmeyi başaran mobilya sektörü, gelişimini uluslararası boyutlarda da sürdürmektedir. Türkiye’nin dünya ticaret hacmi içerisindeki payına önemli bir ivme kazandıran mobilya sektörü, geleceğini ucuz fiyata dayalı değil, tasarım ve markalaşmaya dayalı bir rekabet politikasında aramaktadır.

1.2 Mobilya Sektörünün Üretim ve Kapasite Kullanımı

Üretim miktarı ölçümlerinde net resmi bir rakam olmamakla birlikte üretici firma sayısı, üretim miktarları, satışfiyatları, ihracat rakamları ile birlikte değerlendirildiğinde ve inşaat sektörünün büyüklüyle sektördeki kayıt dışılık dikkate alındığında Türkiye mobilya sektörü üretiminin 6 milyar doları astığı düşünülmektedir. Türkiye imalat sanayisinde 2005 yılı rakamlarıyla %8’lik büyüme ile en hızlı büyümeyi gerçekleştiren sektörlerden birisi olmuştur. Ancak, sektör genel konumuyla iç piyasaya dönüktür. Büyük işletmelerin sektöre girmesiyle hem iç pazara hem de dışpazara yönelen mobilya sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin bir kısmında siparişüretimi yapılırken büyük bir çoğunluğunda, oturma grubu (sandalye, çek yat, koltuk) ve tablalı mobilya (mutfak, banyo, ofis, yatak odası, yemek odası, genç odası) üretimleri gerçekleştirilmektedir. Çoğunluğu geleneksel yöntem ve tezgâhlarlaçalışan küçük işletmelerin ağırlıkta olduğu sektörde büyük ölçekli firmalar otomasyonlu üretim gerçekleştirmektedir.

Mobilya talebi büyük ölçüde yeni konut inşaatlarına ve gelir artışına paralel bir seyir izlemektedir. Ofis mobilyaları için ise talep büyük ölçüde işyeri açılması ve inşaatlarına, ofis otomasyon sistemlerinin kullanımına ve doğal olarak istihdamın artmasına bağlıdır. Bu nedenle talep esnekliği yüksek bir tüketim malı olan mobilyaya olan talep ve kapasite kullanım oranları ekonomik dalgalanmalara paralel olarak inişliçıkışlı bir seyir izlemektedir.

Üretim miktarlarının incelenmesinde en önemli kriterlerden biri de kapasite kullanım oranlarıdır. Bu oranlar mobilya sektörünün durumu hakkında daha net bilgiler vermekte, üretim değer ve miktarlarından ziyade sektördeki firmaların performanslarını göstererek ileriye yönelik projeksiyonlar yapılmasında etkili olmaktadır. Kapasite kullanım oranları Tablo 2.1’deverilmiştir.

Tablo 1.1 Mobilya Üretiminde Ortalama Kapasite Kullanım Oranları (%)

Kaynak: TUİK

Kapasite kullanımının istenilen seviyede olmamasının en önemli etken iç pazardakitalep daralmasıdır. 2005 yılında sektörün tam kapasite ile çalışamamasının nedenlerininbasında iç talep, ikinci sırada dış talep yetersizliği gelmektedir. Talep yetersizliğinifinansman, çalışanlarla ilgili sorunlar yerli ve yabancı ham madde yetersizliği ve diğernedenler izlemektedir. Aynı zamanda 2008 yılı son çeyreğinde yaşanan global kriz her sektör gibi Mobilya sektörünü de etkilemiş,  ihracatın ve iç tüketimin azalmasına neden olmuştur. Bu nedenle Sektördeki üretici firmalar tam kapasite ile üretim yapamamışlardır. Bu durum 2009 yılında yapılan KDV indirimi ile değişime uğramış, iç tüketimin artması ile kapasite kullanım oranları da artmaya başlamıştır.    

Mobilya sektörünün hitap ettiği iç pazar yüksek ve gelişen bir talebe sahiptir.Konut sektöründeki kavramsal değişmeler sonucu küçülen mekânların daha esnek vefonksiyonel kullanım ihtiyacı, mobilyaya olan talebi sürekli canlı tutmaktadır. Türk mobilya sektörü perakende mağazacılık yapısıyla bugün yaklaşık 266 binkişiye istihdam olanağı sunmaktadır. Sırf üretim faaliyetinde bulunan istihdam tahmini130-150 bin civarındadır.

1.3 Mobilya Sektörünün Yoğunlaştığı Kentler

Türkiye mobilya sektörü, pazarın yoğunlaştığı veya orman ürünlerinin yoğun olduğu belirli bölgelerde toplanmıştır. Türkiye’nin neredeyse her ilinde mobilya üretimi yapan işletmelere rastlamakla birlikte Kayseri, Bursa (İnegöl), İzmir, Ankara, İstanbul ve Adana’da üretim tesislerinin sıklaştığı görülmektedir. İstihdam düzeyi sıralamasında İstanbul’u sırası ile Ankara, Kayseri, Bursa ve İzmir takip etmektedir.

TÜİK verilerine göre Kayseri, firma başına düşen 11,5 kişilik istihdam düzeyi ile Türkiye ortalamasının üzerinde eleman istihdamı yapmaktadır. Bu durum Kayseri‘nin büyük ölçekli firmaların yoğunlaştığı bir bölgemiz olduğunu göstermektedir. İstanbul mobilya sektörü muhtelif yerlere dağılmış olmakla beraber en önemli iki merkezi İkitelli Organize Sanayi Bölgesindeki Masko ve küçük sanayi sitesi Modoko‘dur. Ankara‘da mobilya sektörü siteler semti ile özdeşleşmiştir. Ancak Ankara‘daki işletmelerin çoğu emek yoğun işletmeler olup, büyük ölçekli üretim yapan firma sayısı çok azdır. Bursa İnegöl bölgesi tarihi İpekyolu üzerinde olması ve hammadde kaynaklarına yakın olması nedeniyle mobilyacılıkta önemli bir rol oynamaktadır. İzmir bölgesi TÜİK verilerindeki belirtilen istihdam düzeyine göre, Bursa‘dan sonra gelmektedir. Türkiye mobilya sektöründe firma sayısı, istihdam ve ülke geneli dağılımı aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Tablo 1.2. Mobilya Sektörünün Đllere Göre Dağılımı (DPT, 2006a).

Kaynak: MBSAD 2008 yılı Sektör Raporu

Mobilya imalatı sektörü; TÜİK 2002 Genel İşyerleri Sayımı il içi yüzde veyoğunlaşma, özel sektör is gücü verimliliğinde öne çıkmıştır. GSİS, ihracat ve işgücü grafikleri incelendiğinde sektörünü hem il içinde öne çıktığı, hem de il içindeki sektörelpayının, ülke içindeki payında daha büyük olduğu görülmektedir. Ankara’da Siteler 1960’lı yıllardaMarangozlar Odasının önderliğinde kurulmuşolup, bugün 5.000 dönüm arazi üzerindefaaliyet gösteren büyük bir organize sanayi bölgesidir. Bölge küçük ve orta ölçekli mobilyaüretimi yapan birçok işletmeyi barındırmaktadır. Sitelerdeki kayıtlı firma sayısının10.000’i aştığı sanılmaktadır. TÜİK istatistiklerine göre işletme basına düsen 2,7kişilik istihdamı ile Ankara, sektörde Türkiye ortalamasının altında eleman çalıştırmaktadır.

TÜİK 2002 Genel İşyerleri Sayımı, özel sektör imalat işgücü verimliliği yoğunlaşma katsayısı, il ticaret/ sanayi odaları öncelikleri ve ihracat bazında öne çıkan sektörlerarasında mobilya sektörünün Ankara ilindeki durumu aşağıda belirtildiği gibidir.

  • GSİS iliçiyüzdegöstergesiitibariyleöneçıkan ilk üçsektörarasındayeralmaktadır,
  • GSİS yoğunlaşmagöstergesiitibarıylaöneçıkan ilk üçsektörarasındayeralmaktadır,
  • Özelsektördeki is gücüyoğunlaşmasıgöstergesibakımından en verimli ilk üçsektörarasındayeralmaktadır.

1.4İhracat Durumu

Mobilya sektörün büyümesi ve kendini yenilemesindeki en temel dinamik, sektöründışa açılarak rekabetçi koşullardayarışması ve elde ettiği gelirle ülkesine ve kendi sektörekonomisine katkıda bulunmasıdır. Bu anlamda, mobilya sektöründe ihracata yönelikpolitika ve stratejileri geliştirilmesi önemlidir. Ayrıca, her ne kadar yerli hammaddestandartları, kalite, fiyat ve çeşitliliğinde sorunlar mevcut ise de, yeni ve teknolojik açıdangelişmiştesislerin varlığı, işgücü avantajı ile birleşerek Türkiye’yi mobilya ihracatında sözsahibi olabilecek duruma getirmektir.

Mobilya sektörü, mevcut üretim potansiyeli, kapasitesi, işyeri sayısı ve yarattığı istihdam bakımından önemli olmasına rağmen ihracat rakamları düşük kalmaktadır. Mobilya sektörü, üretiminin yaklaşık sadece %15‘ini ihraç edebilmektedir. Türkiye‘de mobilya sektörü 2001 yılından itibaren dış ticarette fazla vermeye bağlamıştır. Yıllar içinde iç piyasada yaşanan daralmalar ve krizler ihracat ile aşılmaya çalışılmıştır.Ülkemizin,  mobilya pazarlarına coğrafi yakınlığı firmalarımızın uluslararası pazarlara açılmasını sağlamaktadır.TÜİK verilerine göre;  mobilya ihracatında son yıllarda en büyük pazarın Irak olduğu görülmektedir. Bu ülkeye 2009 yılında 136 milyon Dolarlık mobilya ihracatı yapılmış, 2010 yılı Kasım ayı verilerine göre ise 157 milyon Dolar mobilya ihracatı gerçekleştirilmiştir.

Mobilya ihraç edilen diğer önemli pazarlar ise Almanya, İran, Azerbaycan, Fransa, Libya, Türkmenistan‘dır. 2010 yılı Ocak–Kasım döneminde en fazla ihracat Irak, Almanya İran, Azerbaycan, Libya‘ya yapılmıştır. 2009 yılına göre, bu dönemde Libya‘ya yapılan mobilya ihracatı %50, Irak‘a olan ihracat ise %16 oranında artmıştır.TOBB verileri ve DTM‘nin ihracat rakamlarına göre, Kayseri sektörün en büyük firmalarını içerisinde barındırmaktadır. Kayseri ilimiz,  toplam mobilya ihracatının 1/3’ünü tek başına yaparak Türkiye‘nin en önemli mobilya üretim ve ihracat merkezi konumundadır. İhracatın bölgelerimize göre dağılımında İnegöl, Kayseri ve İstanbul’un ardından üçüncü sırada yer almaktadır. İzmir sahip olduğu ulaşım kolaylığı ve limanı ile ihracatta önemli atılımlar yapmaktadır.

Mobilya ihracatımızda diğer ahşap mobilyalar, motorlu taşıtlarda kullanılanoturmaya mahsus mobilyalar, yatak haline getirilebilen oturma mobilyası (kamp ve bahçeiçin hariç), ve yazıhanelerde kullanılan türde metal mobilyalar önemli ihraç kalemleriolarak öne çıkmaktadır.

1.5İthalat Durumu

Özellikle 90‘lı yıllarda artarak devameden ithalat, 2001 yılında yaşanan krizden sonraekonomik büyüme trendine paralel olarak artmış ve 2008 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık %6 büyüyerek 696,8 milyon Dolar,  2009 yılında ise yaklaşık %25 azalarak 518,7 milyon Dolar olarak gerçekleşmiştir.Mobilya ithalatımızın büyük kısmı AB ülkelerinden yapılmaktadır. Son yıllarda Çin sahip olduğu maliyet avantajı ile toplam ithalatımızın  %29‘luk kısmını karşılayarak ilk sıralarda yer almaktadır. AB ülkeleri toplamda 396,7 milyon Dolar ile mobilya ithalatımızın büyük bir kısmını sağlamaktadır. AB ülkeleri içinde en fazla ithalat yapılan ülkeler 2009 yılı için 64,1 milyon Dolar ile İtalya ve 53,2 milyon Dolar ile Almanya‘dır. Dünya çapında büyük üretici ve ihracatçısı konumundaki bu ülkelerden mamul alınması Türkiye‘de tarz ve tasarım odaklı müşterilerin varlığını ortaya koymaktadır.

İthalatta dikkati çeken önemli iki husus; mobilya ithalatımızın %61’nin AB (27)ülkelerinden yapılıyor olması ile Çin’in, mobilya ithalatımızda, son üç yıllık ortalama+%111’lik artışile en fazla alım yaptığımız ülke haline gelmesidir. İthal ettiğimiz başlıca ürün grupları; oturmaya mahsus mobilyaların aksam parçaları, diğerahşap mobilyalar, mutfaklarda kullanılan türde ahşap mobilyalar, diğer ahşap mobilyalaraait aksam ve parçalar, diğer metal mobilyalar ve tıpta cerrahide, dişçilikte vb. kullanılanmobilya ve parçaları seklinde sıralanabilir.

1.6 Mobilya Sektörünün Temel Sorunları

Üretici firma sayısı, üretim miktarları, satış fiyatları, ihracat rakamları v.b hususlar ve inşaat sektörünün büyüklüğüyle sektördeki kayıt dışılık da dikkate alındığında Türkiye mobilya sektörü üretiminin 6 milyar Doları aştığı tahmin edilmektedir. Ancak, Türk mobilya sanayisi, genelde çoğu geleneksel yöntemlerle çalışan atölye tipi, küçük ölçekli işletmelerin ağırlıkta olduğu bir görünümdedir. Büyük ölçekli işletmelerin de son 5–10 yılda kurulmuş olması, oldukça uzun zamandır faaliyet gösteren bu sektörün dünya pazarlarında yeni olarak algılanmasına sebebiyet vermektedir.

Sektörde ciddi bir örgütlenme ve yönlenememe durumu bulunmakta olup, bu sorunlar ile birlikte sektörün genel görünümü içerisinde mevcut diğer sorunları şu şekilde sıralanabilir:

a. Hammadde Sorunu: Ülkemiz orman kaynakları, sektörün bugünkü odunhammaddesi talebini karşılayabilecek durumda değildir. Bugün Türkiye’detoplam yuvarlak ağaç üretimi, ihtiyacın ancak üçte birini karşılamaktadır. Tümbu nedenlerle daha geniş alanlarda sektör ihtiyacını karşılayabilecekkeresteye uygun orman yetiştirilmesi ve uygun alanların kısa zamandaağaçlandırılması gerekmektedir.

b. Sektörün Envanter Kaydının Bulunmaması: Sektörün ağırlıklı bir envanterkaydı bulunmamaktadır. Hammadde kaynaklarından başlayarak, makinekapasiteleri, maliyetler, ürün çeşitleri ve pazar analizleri konusunda bilgieksikliği mevcuttur. Sektörün Ar-Ge faaliyetlerinin yetersizliğindenkaynaklanan bu sorunlara üniversite sanayi işbirliğinin sağlanamamasıdolayısıyla bilgi kaynağı yetersizliği temel teşkil etmektedir.

c. Enerji Sorunu: Ülkemizde, enerji fiyatlarının yüksekliği tüm sanayi sektörleriniolduğu gibi ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörünü de olumsuz yöndeetkilemektedir. Halen kullanılmakta olan elektrik enerjisi AB ve EFTAülkelerinden %40-80 oranında daha yüksektir ve standart kalitenin altındadır.

d. Nakliye: Türk ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektöründe taşımacılık büyüksorun yaratmaktadır. Sektörde yoğunlukla dünyanın en pahalı taşıma şekliolan karayolu taşımacılığının kullanıldığı ve demiryolu ulaşımının gerektiğiölçüde geliştirilemediği ülkemizde, limanlarımızın da etkin bir şekildekullanılamadığı düşünülürse, taşımacılıkta sektörle beraber tüm ülkenin önemligelişimlere ihtiyaç duyduğu ortaya çıkmaktadır. Bununla beraber, ağaçmamulleri ve orman ürünleri sektöründeki ürünlerin büyük çoğunluğu genişhacimli ve ağır ürünler olduğundan nakliye firmalar için ihracatta maliyetiartıran en önemli unsurlar arasında yer almaktadır.

e. Teknoloji Yetersizliği: Ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörü, son yıllardakendini yenilemesine rağmen, rekabet edebilirlik yönünden en önemli faktörolarak kabul edilen makine kapasitesi açısından diğer ülkelerin oldukçagerisindedir.

f. Kalifiye İşgücü Yetersizliği: Sektörün tamamını ilgilendiren bir diğer sorunda kalifiye eleman bulma konusunda yaşanan sıkıntıdır. Sektöre elemanyetiştiren mevcut meslek okullarının programları yeni teknolojilere uygunolarak güncelleştirilmeli, okullar uygulama ağırlıklı olmalı ve sektörle işbirliğiiçinde çalışır hale getirilmelidir.

g. Pazarlama: Türkiye, gerek yarı mamul ve gerekse mamul konusunda,konumu nedeniyle çok önemli bir avantaja sahip bulunmaktadır. Bu avantajı iyikullanabilirse, büyük pazar payı elde edilebilir. Sektörde tanıtım faaliyetlerineyeterli önem verilmediğinden sektörün gelişimine katkı sağlanamamaktadır.Son yıllarda girişimci firmalar tarafından Avrupa’da açılan satış temsilciliklerive fuarlara katılımın ihracat üzerindeki olumlu etkileri göz önüne alındığında,bu tür faaliyetlerin desteklenmesi ve daha sık gerçekleştirilmesinin sektörürünlerinin tanıtımına büyük katkı sağlayacağı anlaşılmaktadır.

h. Tasarım Çalışmalarının Yetersizliği: Türk mobilya sektöründe büyük ölçeklive tecrübeli firmalar da dahil olmak üzere tasarımdan ileri düzeyde yararlanmaanlamında sorunlar yaşanmaktadır. Tasarım faaliyetini katalogdan modelçıkarma olarak gören firmaların büyük çoğunluğunun yeni ürün tasarımı vegeliştirmeye dayalı stratejiler izleyen uluslararası rakipler karşısında rekabetşansları çok azdır. Türkiye’de Tasarım Tescil Kanunu’nun olmaması ve halagenelgelerle idare edilmesi sektörün gelişimini etkilemektedir.

i. Kalite-İmaj Sorunu: Sektöre girdi teşkil eden ham ve yardımcı maddelerinkaliteleri genelde düşüktür. İhracatı yapılan ürünlerin kalitesine yönelikdüzenlemelere gidilmesi, ülkemizin yurt dışındaki imajını güçlendirecektir.Denetim mekanizmaları ile nitelik ve nicelik açısından kalitesiz ürünlerinülkemize girişinde yüksek standartlar uygulanarak, kalitesizliğin sektöreyönelik haksız rekabeti önlemesi sağlanmalıdır.

j. Tanıtım Faaliyetlerinin Yetersizliği: Mobilya sektöründe tanıtımfaaliyetlerinin yetersizliği sektörün rekabet gücünü olumsuz yöndeetkilemektedir.

k. Markalaşma Sorunu: Sektörde Türk malı imajı yaratılamaması, ürünlerinuluslararası piyasada kabul gören bir marka ile dış pazarda tanıtılamamasınayol açmaktadır. Hatta sektörde faaliyet gösteren büyük ölçekli firmalar ürünisimleri ya da firma adlarında daha çok İtalyanca başta olmak üzere yabancıadları tercih etmekte ve bu tarz isimler kullanmaktadırlar. Avrupalı mobilyafirmaları karşısında, el işçiliğinin geliştirilip, gerçekçi modellerle bir arayagetirilerek ihracata yönlendirilmesi sektörün gelişimi için en uygunçözümlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır.

l. Standartlaşma Sorunu: Ülkemizde mobilya üretimi konusunda standartlaryeterli değildir. Standartlaşmanın sağlanamamasına paralel olarak sektör dışrekabet gücünü de yitirmektedir.

m. Çevre Sorunu: Mobilya üretiminde farklı amaçlarla kullanılan kimyasalmaddeler, çalışma mekânlarındaki üretimde çalışanların yanısıra, mobilyakullanıma girdikten sonra yaşama mekânlarında da uçucu organik maddeyaymaya devam etmesi nedeniyle kullanıcıların da sağlığını önemli ölçüdetehdit etmektedir. İhracata yönelik firmalar, düşük uçucu organik maddeemisyonuna sahip, insan sağlığını daha az tehdit eden veya hiç tehditetmeyen malzeme teminine ve kullanımına zorlanmaktadır. Ancak, Türkiye’debu konudaki bilinçlenme ve gelişmeler yeterli olmamaktadır.

n. Türkiye’de Sektöre Ait Uluslararası Bir Fuarın Olmaması: Sektörün enzayıf taraflarından biri sorunların çözümü ve sektörün gelişimini sağlamaamacıyla bir araya gelinememesidir. Türkiye’de mobilya sektörü ofis, mutfakve ev mobilyası olarak üç alt sektör alt grubu tarafından temsil edilmekte ve bualt grupların kendilerine ait farklı dernekleri bulunmaktadır. Bu alt sektörgrupları, farklı fuarlara katılarak ürünlerinin tanıtımı için faaliyet göstermektedirler. Ancak, bu tanıtım faaliyetleri, Türkiye’de bir yıl içerisindebirkaç farklı alanda mobilya fuarı düzenlenmesine yol açmaktadır. Seramik,halı vb. sektörlerle birleşerek ürünlerin sergilenmesi hem Türk mobilyasektörünün bütünlüğünü bozmakta hem de sektörün tam anlamıyla temsiledilmesini engellemektedir.

o. Çin’den İthalatın Artması: Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sonyıllarda, Çin mobilyalarına olan ilginin, düşük fiyatlar nedeniyle giderek artmasısektörde faaliyet gösteren üretici firmaların yurt içi ve yurt dışı pazardanaldıkları payı düşürmektedir.

1.7 Değerlendirme

Türkiye mobilya sektörü, genel olarak bakıldığında hammadde temininde sorunlaryaşayan, küçük ve orta ölçekli işletmelerden oluşan, teknoloji yetersiz, işletmelerinkapasite kullanım oranları düşük olan bir tablo çizmektedir. Uluslararası piyasalardarekabet edebilirlik açısından tüm bunlar sektörün birer dezavantajıdır.Mobilyanın ülkemizde uzun vadeli satın alınan bir ürün olması dolayısıyla, tasarımçalışmalarına ağırlık verilmemesi genellikle beklentilere yeterince karşılık vermeyenmobilyalar üretilmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla tüketiciler aldıkları ürününözelliklerinden ve niteliklerinden habersiz çoğu zaman sadece fiyat faktöründenetkilenerek alım yapmaktadırlar.Yapısal sorunların giderilmesinin yanı sıra kaliteye önem vermek ve pazarlamadaörgütlenmek konularında yapılacak çalışmalarla sektörün gelişimine büyük katkılarsağlamak mümkündür. Uluslararası rekabet koşulları göz önüne alındığında, zayıfkalan Türk mobilya sektörünün zaman kaybetmeksizin kendi markalarını yaratmasıgerekmektedir.Türkiye’nin stratejik konumu nedeniyle sahip olduğu ihracat avantajı şüphesizmobilya sektörü için de geçerlidir. Avrupa ülkelerine, Türkî Cumhuriyetlere ve OrtaDoğu ülkelerine yakınlık, Türk mobilya sanayi için çok öneli fırsatlar yaratmaktadır.İhracatının yarısından fazlasını Avrupa ülkelerine yapan Türkiye’nin, son zamanlardahedef pazarlar konumuna gelen Suudi Arabistan, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri,

Rusya ve Türkî Cumhuriyetlere de mobilya ihracatında önemli oranlarda artışlaryaptığı dikkat çekmektedir.

2007 yılında dünya ihracatında 100 ülke arasından 21. sıraya kadar yükselenTürkiye, stratejik pozisyonunun önemini kavrayıp tanıtım faaliyetlerini ve birebirilişkilerini etkin ve sürekli bir şekilde yürütebilirse uluslara arası mobilya pazarındadaha iyi bir pozisyona gelebilecektir.Sonuç olarak, ülkemizde gelişmeye açık ve potansiyel arz eden bir mobilyasektöründen söz etmek mümkündür. Ancak, üretim yapan büyük kitlenin uluslararasıpazarlara açılırken öncelikle güç birliği yapması ya da birleşerek küçük atölyelerdenbüyük ve profesyonel üretim yapabilen atölyelere ve fabrikalara dönüşmesisağlanmalıdır.

Türk mobilya sektörünün Avrupalı üreticiler karşısında fabrikasyon ürünlerlerekabet şansının düşüklüğü göz önüne alınırsa, küçük işletmelerde yapılacak emekyoğun ürünlerin, yurtdışı pazarlarda daha büyük pazar payı elde etmek açısından,ülkemiz ihracatını artırma yolunda daha başarılı sonuçlar vereceği düşünülmektedir.Dolayısıyla başta Siteler olmak üzere diğer üretim bölgelerinde işçiliğiningeliştirilmesi ve uzmanlaşmanın sağlanması yoluyla Türk mobilyasının ihracatayönlendirilmesi sektörün gelişimi için en uygun çarelerden biri olarak karşımızaçıkmaktadır. Sektörün içinde faaliyet gösteren ve sektörü çok iyi tanıyan firmaların bir üst kurulya da organizasyon çatısı altında bir araya getirilmesi;

  • Sektör sorunlarının daha etkili ve kolay bir yolla çözülmesini sağlayacak,
  • Sektörün ihraç pazarlarındaki rekabet düzeyini artıracak,
  • Türk mobilyasının markalaşmasını ve imajını güçlenmesini sağlayacak,
  • Tasarım faaliyetlerini artıracak ve birçok konuda sektörün gelişmesi içinfaaliyetlerde bulunarak Türk mobilya sanayine büyük katkılar sağlayacaktır.

Üretim aşamasında ithal ürün kullanımı çok az olan hatta olmayan, katma değeriyüksek nadir sektörler arasında yer alan Türk mobilya sanayinin, zayıf yönleriningüçlendirilmesi ve sahip olduğu avantajlardan maksimum ölçülerde faydalanılmasıyoluyla, gelecek yıllarda ülke ekonomisine katkı sağlayan en önemli sektörlerarasında yerini alacağı ve uluslararası mobilya pazarlarında daha etkili olacağıdüşünülmektedir.

2. Siteler MobilyaSanayisinde Mevcut Durum

Ankara, mobilya üretiminde önemli bir merkez olup istihdam düzeyi ve işletme sayısı itibari ile İstanbul’un ardından gelmektedir. Ankara’da mobilya sektörünün ilk yoğunlaştığı merkez Siteler olmuştur. Siteler 1960’lı yıllarda kurulmuş olup, bugün 5.000 dönüm arazi üzerinde faaliyet gösteren büyük bir sanayi bölgesidir. Bölge küçük ve orta ölçekli mobilya üretimi ve saışı yapan birçok işletmeyle, diğer hizmet sektörü işletmelerini barındırmaktadır. Siteler’deki kayıtlı firma sayısı 5 bini aşmaktadır. Ancak bunlar çoğunlukla mobilya üretimi yapan emek yoğun işletmeler olup, büyük ölçekli üretim yapan firma sayısı çok azdır.

Ankara’da Siteler’i Akyurt yolu ve İvedik Organize Sanayi Bölgesi’nde yoğunlaşan firmalar takip etmektedir. Ankara’da mobilya üretiminde faaliyet gösteren mevcut firmalar Türkiye’deki firmaların yaklaşık %18’ine karşılık gelmektedir. Bu firmalarda istihdam edilen kişi sayısı ise 30.062’dir (MOBSAD 2009).

Ankara mobilya ihracat ve ithalat rakamlarına bakıldığında 2002 yılında yaklaşık 20 milyon olan ihracat 2010 yılında 90 milyon dolara yükselmiştir. İthalat ise aynı yıllarda 13 milyon dolardan 42 milyon dolara çıkmıştır. 2002-2010 yılları arasında toplam ihracatın toplam ithalatı karşılama oranı ise yaklaşık % 214 olmuştur. Küresel ekonomik krizin bir yansıması olarak 2009’daki hafif düşüşe rağmen ithalat ve ihracat eğilimleri son on yıllık periyota sürekli bir arış çizgisi göstermektedir. Bu durum Ankara mobilya dış ticaretinde bundan sonraki dönemde de arışın devam edeceğine işaret etmektedir.

Sitelerde faaliyet gösteren yaklaşık 16 bin işletme içerisinde 12 bin tanesi mobilya, marangoz, döşemeci gibi mobilya sektörünün temel aktörleri tarafından işletilmektedir. Bu yönüyle 30 bini aşkın istihdamı ile Türkiye mobilya sektöründe ve ülke ekonomisinde tartışmasız bir öneme sahiptir.

Siteler mobilya sektörü ülkenin mobilya altyapısının oluşmasında ve sektöre yeni sanatkâr ve ustanın yetiştirilmesinde bir eğitim yuvası misyonu da üstlenmiş durumdadır. El işçiliğine dayanan ve kendine özgü tasarımlarıyla öne çıkan siteler mobilya aynı zamanda üreticiden direkt olarak tüketiciye ürün sunabilmekte ve müşteriyle de birebir iletişim kurabilmektedir. Bu durum siteler mobilya sektörünün pazardaki tüketiciyi daha iyi tanıma fırsatı da yaratmakta ve tüketicinin istek ve ihtiyacına en uygun sunumların hazırlanmasında önemli bir avantaj sağlamaktadır.

Siteler mobilya sektörü kendine özgü tasarımlarıyla ürün çeşitliliği ve ucuz işgücü gibi avantajlarının yanında değişen teknolojiye ayak uydurma ve uluslararası firmaların agresif pazarlama stratejileri karşısında zaman zaman zor durumda kalabilmektedir. Bu da sektörü uluslararası rekabet edilebilirlik açısından yeni arayışlara, modern teknoloji transferine, inovatif tasarım ve çözümlere, markalaşma ve yeni pazarlama stratejileri geliştirmeye yöneltmektedir.  Sektör yetkililerinin bu yöndeki çabalarının sektörel kümelenme ve etkileşim içinde yürütülmesi, pazardaki rekabetin ve değişen tüketici istek ve ihtiyacının analiz edilmesi, Ar-Ge ve inovasyona önem verilmesi ve kamu desteklerinin artırılması daha rekabetçi ve uluslararası pazarlarda da önemli bir paya sahip olacak siteler mobilya için oldukça önem arz etmektedir. Sektörün son zamanlarda bu konulara odaklanmaları ilgili sorunların çözülmesi konusunda da umut vermektedir.

Ancak Sitelerde, öncelikle ele alınması gereken yapısal sorunlardan en önemlileri;

  • Sitelerdeki esnafın küçük işletmelerden oluşması ve bu yüzden endüstrileşememesi ve ölçek ekonomisi geliştirememesi,
  • İşletmelerde tasarım kültürünün yetersiz olması,
  • İmalatın azalarak üretim firmalarının teşhir yerlerine (showroom) dönüşmesi,
  • Sitelerin doğal sınırlarına ulaşması sebebiyle fiziksel genişleme ve büyüme potansiyelinin olmaması, 
  • Kayıt dışı üretimin olması,
  • Esnafın “günü kurtarma”  mantığını benimseyip bu yönde hareket etmesi,
  • işletmelerin standartlaşmaya inançlarının bulunmaması ve
  • Şu anda Sitelerin yerleşiği arsa değerinin kendinden çok daha fazla olmasıdır.

Siteler’de en çok vurgulanan temel sorunlar sırasıyla “çevre ve enerji sorunları”, sektörde kalifiye eleman sorunları”, “sermaye yetersizliği”, “Ar-Ge sorunları” ve mikro ve küçük ölçekli işletmelerden oluşan Sitelerde “güçlü örgütlenme olmaması” şeklinde tespit edilmiştir. Buradan da görüleceği gibi sorunlar benzer noktalara işaret etmektedir. Çevre ve enerji sorunları Siteler’in doğal sınırlarına ulaşması, kayıt dışı üretimle doğrudan ilişkili görülmektedir. Kalifiye eleman sorunları işletme ölçeklerinin ve tasarım kültürünün yetersizliğinin bir sonucu olarak nitelikli işgücünün istihdamına yansımaktadır. Sermaye yetersizliği, işletmelerde üretimin azalması, standartlaşma sorunları ve esnafın günü kurtarma yönünde hareket etmesini getiren bir koşuldur.

2.1. Siteler Mobilya Sanayinin Pazarlama ve İnovasyon Sorunları

Sitelerde mobilya üreten firmalar Ar-Ge yönelimli ve yeniliklerde öncü bir özellik göstermektenuzak görünmektedirler. Sitelerdeki üreticilerin uluslararası markalar yaratmak ve yeniliklerde öncü olmakgibi pazarlamanın ileri aşamalarında oldukları henüz söz konusu olmamakla beraber,  gelişmişülkelere ihracat yapacak kadar pazarlamada mesafe aldıkları da görülmektedir. Mobilya endüstrisinde özellikle son on yılda ürün çeşitliliğinin arttığı gözlenmektedir. Bu çeşitliliğinbaşlıca itici gücü, firmaların pazar payını arttırma çabaları ile tüketicilerin değişen beklentileridir.

Sitelerdeki işletmelerin çok azı eğitime, araştırma geliştirmeye, innovasyona yatırımyapmaktadır. Firmaların Ar-Ge yardımlarından kısıtlı oranlardafaydalanmaları, ülkemizin ürün geliştirme, yeni yatırımlar ve teknoloji geliştirme alanlarında dünyadakirakiplerine oranla geride kalmasına neden olmaktadır. Ülke ihracatında mobilya sektörünün olumlu trend çizmesine karşın hala toplam ihracatiçerisindeki payının azlığının nedenleri arasında, modern tasarımlı mobilya üretiminde yeterinceilerleyememiş olmasında yatmaktadır.

Tasarım faaliyetini katalogdan model çıkarma olarak gören firmaların büyükçoğunluğunun yeni ürün tasarımı ve geliştirmeye dayalı stratejiler izleyen uluslararası rakiplerkarşısında rekabet şansları çok az olmaktadır. Hâlbuki küreselleşen dünyapazarında ülkelerin rekabet gücünde en etkili faktör modern tasarım olmaktadır.

Sitelerde faaliyet gösteren KOBİ nitelikli işletmelerde özel bir tasarım birimi olmaması, kopyalama yoluve siparişe göre üretim yapmaları uluslararası arenada önemli bir rekabet dezavantajı yaratmaktadır.

2.2Siteler MobilyaSanayinin GZFT Analizi

3. Siteler Mobilyasının Tüketici Algısına Yönelik Alan Araştırması ve Bulgular

A.TÜKETİCİ ALGI ANALİZİ

3.1 Alan Araştırmasının Amacı

Proje kapsamında yapılan alan araştırması sonucunda Siteler’de faaliyet gösteren mobilya firmaları tarafından üretilen ürünlerin kalitesi, güvenilirliği, marka imajı, satış sonrası hizmetler tasarım, fiyat ve çeşitliliği konulardatüketici algılamasına yönelik bulgular elde edilmiştir. Elde edilen bu bulgulardan hareketle Siteler’de faaliyet gösteren firmalar için pazar odaklı, rekabet düzeyi yüksek ve tüketicilerin beklentilerine uygun üretim ve pazarlama faaliyetlerine ilişkin stratejik yaklaşımlar içeren öneriler geliştirilmiştir.

3.2 Araştırmada Kullanılan Materyal

Araştırmanın ana materyalini 500 mobilya tüketicisi ile Siteler’de faaliyet gösteren 50 firmaya uygulanmış olan anketler sonrasında elde edilmiş olan veriler (birincil) oluşturmuştur. Bu amaçla, tüketicilere ve firma yöneticileri ile yüz yüze anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Araştırmada saha verilerine ek olarak, konu ile ilgili daha önce yapılmış olan çeşitli araştırmalar, yayınlar, raporlar istatistiksel veriler, yasalar ve yönetmelikler incelenerek verilerin analizinde ve bulguların yorumlamasında kullanılmıştır.

3.3 Araştırmada Kullanılan Yöntem

Araştırmanın yönteminde üretilen mobilyaların ürün kalitesi, güvenilirlik, tasarım ve dizayn, satış sonrası hizmetler ve marka imajı gibi konularda tüketiciler tarafından nasıl algılandıklarına ilişkin algılarının belirlenmesi ve analiz edilmesinde kullanılan birincil verilerin elde edilmesi için 500 müşteriye (%65’i Siteler bölgesindeki imalatçıların müşterisi, %25’i Sitelerde imalatçı olmayan fakat Siteler Bölgesinde satış mağazası bulunan işletmelerin müşterisi ve %10’u Siteler dışındaki mobilya kurumsal mağazalarından alışveriş yapan müşteriler) ve Siteler Bölgesinde faaliyet gösteren hem imalat hem de nihai tüketiciye yönelik satış yapan 50 firma yöneticisine uygulanan anketler kullanılmıştır.

3.4 Pre-Test Uygulaması

Anket çalışmalarına başlanılmadan önce, anketlerin geçerliliğinin test edilmesi amacıyla Sitler’de faaliyet gösteren 2 firmaya ve tesadüfi olarak Siteler’den alış-veriş yapan 3 tüketiciyepre-test uygulaması yapılmış ve bunlardan hareketle anketlere son hali verilmiştir.

3.5 Verilerin Değerlendirilmesi

Anketler tüketicilere ve firma yöneticilerine uygulandıktan sonra tekrar incelenerek eksik ya da yanlış doldurulanlar gözden geçirilmiştir. Açık uçlu sorulara verilen yanıtlara göre yanıt seçenekleri oluşturulmuş ve kodlanmaya elverişli hale getirilmiştir. Kod planı aracılığıyla sayılaştırılan anketler bilgisayara yüklenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel paket program kullanılmıştır. Veriler bilgisayara yüklendikten sonra frekans dağılımları alınarak düz ve çapraz tablolar oluşturulmuş ve bazı değişkenler arasındaki ilişkinin saptanması için khi-kare analizleri yapılmıştır.

3.6 Tüketici Algı Analizi Bulguları

Anket uygulanan 500 tüketicinin cinsiyetleri incelendiğinde %53,0’ünün erkek; %47’sinin kadın olduğu belirlenmiştir (Grafik 3.1)

Grafik 3.1 Tüketicilerin Cinsiyetleri

Tüketicilerin yaş aralıkları irdelendiğinde Tablo 3.2 ve Grafik 3.2’de görüldüğü gibi 4 tüketicinin bilgi vermediği ve en yüksek dağılımın %49,8 ile 40 yaş ve üzerinde gerçekleştiği görülmektedir. 20-30 yaş arası tüketici grubu oranı %25,4 iken; 31-40 yaş grubu %24,4 oranındadır.

Tablo 3.2 Tüketicilerin Yaş Aralıkları

Grafik3.2 Tüketicilerin Yaş Aralıkları

Tüketicilerin eğitim durumları irdelendiğinde üniversite mezunu olan tüketicilerin oranının (%55,0) ile ilk sırada yer aldığı görülmektedir. Bu oranı %17,0 ile lise, %15,0 ile Y.Lisans ve %8,2 ile ilköğretim mezunu tüketiciler takip etmektedir. Doktora derecesine sahip olan tüketicilerin oranı %4,1 iken okur-yazar müşteri oranı sadece %0,6’dır (Tablo 3.3 ve Grafik 3.3)

Tablo 3.3 Tüketicilerin Eğitim Durumu

Siteler’den alış-veriş yapan tüketiciler medeni durumlarını %72,9 oranında evli, %25,8 oranında bekâr ve %1,8 oranında dul olarak belirtmişlerdir (Tablo 3.4 ve Grafik 3.4). 6 tüketici ise bu soruya yanıt vermemiştir.

Tablo 3.4 Tüketicilerin Medeni Durumu

Elde edilen anket bulgularına göre sitelerden alış-veriş yapan tüketicilerin %50,0’si 2 çocuk sahibidir. Bu oranı %32,0 ile 1 çocuk sahibi aileler, %12,0 ile 3 çocuklu aileler, %4,0 ile 4 çocuklu aileler takip etmektedir. 5 çocuk ve yukarısı olan ailelerin oranı ise %2,0’dir (Grafik 3.3)

Grafik 3.3 Tüketicilerin Çocuk Sayısı

Tüketicilerin aylık gelir durumları incelendiğinde 30 tüketicinin bu soruyu yanıtsız bıraktığı belirlenmiştir.Grafik 3.4’de görüldüğü gibi aylık gelir bakımından ilk ve ikinci sırayı %40,0 oranı ile 3,001 TL ve yukarısı; %14,0 ile 1,501-2,000 TL gelir seviyesine sahip tüketiciler almaktadır. Bu oranı %12,0 oranları ile 2,001-2,500 TL ve 1,001-1,500 TL; %10,0 oranı ile 2,501-3,000 TL gelir seviyesine sahip tüketiciler takip etmektedir.

Grafik 3.4 Tüketicilerin Gelir Durumları

Araştırma kapsamında 500 tüketiciye uygulanan anketler sonucunda elde edilen bulgular tüketicilerin oldukça geniş bir meslek yelpazesine sahip olduklarını göstermiştir. Bu nedenle istatistik olarak değerlendirildiğinde yüzde olarak en yüksek orana sahip olan meslek grupları seçilerek Grafik 3.5’de verilmiştir. Grafik incelendiğinde %18,0 oranı ile emekli grubu ilk sırada yer alırken; %14 ile öğretmenler, %12,0 ile mühendis grubu ve %11,0 oranı ile memur ve serbest meslek erbabı diğer meslek gruplarını oluşturmaktadır.

Grafik 3.4 Tüketicilerin Meslekleri

Araştırma kapsamında anket uygulanan tüketicilerin sitelerden el işçiliği mobilya alma durumları sorgulandığında %58,2 oranı ile bu ürünleri satın almayı tercih ettikleri, %41,2 oranı ile tercih etmedikleri belirlenmiştir. Bu durum, anket uygulanan 500 tüketicinin önemli bir kısmının sitelerin temel faaliyet konusu olan el işçiliği mobilya ürünlerinden çok fabrikasyon olarak üretilen modüler mobilya ürünlerini tercih ettiklerini göstermektedir.

Grafik 3.5 Tüketicilerin Sitelerden El İşçiliği Mobilya Satın Alma Durumu

Anket uygulanan tüketicilerin sitelerden mobilya satın alma durumlarının cinsiyet,yaş, eğitim, medeni durum ve gelir seviyelerine göre değerlendirilmesi  %95 güvendüzeyinde yapılan basit varyans analizi ve ki-kare testi ile karşılaştırılmış olup, elde edilen çapraz tablo sonuçları Tablo 3.5’de verilmiştir.Tablo incelendiğinde cinsiyet, eğitim ve gelir durumu ile sitelerden mobilya alış verişi yapma arasında anlamlı bir fark gözlenmezken (P> 0.05); yaş ve medeni durum ile sitelerden alış veriş yapma durumu arasında önemli bir fark ortaya çıkmıştır (P< 0.05).

Bu durum sitelerden alış veriş yapan tüketicilerin daha çok 30 yaş ve üzeri bir kesimden oluştuğunu ve evli ailelerin bekârlara göre sitelerden daha fazla alış veriş yaptığını göstermektedir. Sitelerden alış veriş yapan tüketiciler arasında cinsiyet, eğitim ve gelir durumu açısından hiçbir farklılık gözlenmemesi kadınların, erkeklerin, tüm gelir ve eğitim gruplarının sitelerden alış veriş yapmayı tercih ettiğini de göstermektedir.

Tablo 3.5 Sitelerden Alış Veriş Yapma Durumunun Cinsiyet, Yaş, Eğitim ve Medeni Duruma Göre Değişimi

*P>0,05 aralarında bir fark yoktur, **P<0,05 aralarında anlamlı bir fark vardır.

Sitelerden alış-veriş yapan tüketicilerin siteler firmalarını tercih etme nedenlerinin ağırlıklı ortalamalarını gösteren bulgular Tablo 3.6’da verilmiştir. Tüketicilerin uygulanan ankette 1-Evet, 2-Kısmen ve 3-Hayır olacak şekilde değerlendirdikleri tercih nedenleri irdelendiğinde en önemli tercih nedeninin “Ürün çeşitliliği/aranılan her ürünün bulunması” olduğu görülmektedir. Yine “ürünlerin kalitesi” ve “Marka çeşitliliği” sitelerin mobilya alış-verişlerinde tercih edilmesinde öne çıkan nedenlerdendir. “Fiyatların ekonomik olması” ve “ödeme kolaylığının olması” kısmen tercih nedeni iken “Evime yakın olması” seçeneği ise tercih nedenleri arasında en düşük ağırlığa sahip olan neden olarak ortaya çıkmaktadır.

Tablo 3.6 Tüketicilerin Siteleri Tercih Etme Nedenleri

Anket uygulanan tüketicilerin sitelerden alış-veriş yapma sıklıkları Grafik 3.7’de verilmiştir. Elde edilen bulgular göre tüketiciler mobilya alış-verişlerini %85 oranı ile ihtiyaç duydukları zaman yapmaktadırlar. Yılda bir alış-veriş yapanların oranı %7,0 iken, 3 ayda bir alış-veriş yapanlar %5,0 ve 6 ayda bir alış-veriş yapanların oranı %3,0 olarak görülmektedir.

Grafik 3.6 Tüketicilerin Mobilya Alış Verişi Yapma Sıklıkları

Tüketiciler mobilya alış veriş yapma sıklıklarına bağlı olarak en çok hafta sonları Siteler’den alış veriş yapmayı tercih etmektedirler (%27,8). Hafta içi alış veriş yapanların oranı ise %11,2’dir. Bu ayrımı yapmayarak hem hafta içi hem de hafta sonları alış veriş yapanlar tüketicilerin oranı %11,2 olarak gerçekleşmiştir (Grafik 3.7).

Grafik 3.7 Tüketicilerin Mobilya Alış Verişi İçin Tercih Ettikleri Zamanlar

Tüketicilerin Sitelerden almayı tercih ettikleri ürün gruplarının ağırlıklı ortalamalarını gösteren bulgular Tablo 3.7’de verilmiştir. Tüketicilerin uygulanan ankette 1-Evet, 2-Kısmen ve 3-Hayır olacak şekilde değerlendirdikleri ürün ve/veya ürün gruplarından en çok tercih edileni “Kanepe ve Oturma Grupları”dır. Bu ürünleri sırasıyla “Sandalye/Masa”, “Yatak”, “Modüler Mobilya”, “Mutfak Mobilyası”, “Mobilya Aksam ve Parçaları” ve “Panel Mobilya” takip etmektedir. Sitelerden alınması tercih edilmeyen ürün ve/veya ürün grupları ise “Bahçe Mobilyaları” ile “Ofis Mobilyaları”dır.

Tablo 3.7 Tüketicilerin Sitelerden Almayı Tercih Ettikleri Ürün ve/veya Ürün Grupları

Tüketicilerin mobilya alış verişlerinde tercih ettikleri ödeme şekillerine ait bulgular Grafik 3.8’de verilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre tüketiciler %46,0 oranı ile kredi kartına taksit ile ödeme seçeneğini tercih ederken bu tercihi sırasıyla %42,0 oranı ile peşin ödeme ve aynı oran ile (%6,0) kredi kartı ile tek ödeme ve senet ile ödeme takip etmektedir.

Grafik 3.8 Tüketicilerin Mobilya Alış Verişi İçin Tercih Ettikleri Ödeme Şekli

Tüketicilerin Siteler bölgesine ulaşım şekilleri değişkenlik göstermekle birlikte en çok kullanılan ulaşım şekli Grafik 3.9’da görüldüğü gibi özel araç ile ulaşımdır. Bu tercihi sırasıyla %7,0 oranı ile dolmuş, %3,0 oranı ile belediye/halk otobüsü ve yürüyerek ulaşım takip etmektedir.

Grafik 3.8 Tüketicilerin Siteler Bölgesine Ulaşım Şekilleri

Tüketicilerin Siteler’den mobilya alış verişi yapmama nedenlerinin ortalama ağırlıklarına göre değerlendirilmesi Tablo 3.8’de verilmiştir. Tüketicilerin uygulanan ankette 1-Evet, 2-Kısmen ve 3-Hayır olacak şekilde değerlendirdikleri bu nedenlerden en önemlisi bütün çeşitleri tek bir mekânda bulabildikleri büyük mağazaları tercih etmeleridir. Ayrıca, Siteleri’in uzak olması ve ulaşım problemi ile ürünlerin fiyatlarının yüksek olarak değerlendirilmesi tüketicilerin alış verişlerinde Siteler’i tercih etmeme nedenleri arasında yer almaktadır. Tüketicilerin tercih etmeme nedenleri arasında en düşük ortalamaya sahip olan nedenler ise ürün ve marka çeşitliliğinin yetersiz olması seçeneğidir.

Tablo 3.8 Tüketicilerin Siteleri Tercih Etmeme Nedenleri

Tüketicilerin mobilya alış verişi için siteleri tercih etmeme nedenleri ile cinsiyet, yaş aralığı ve gelir durumlarına göre değerlendirilmesi  %95 güvendüzeyinde yapılan basit varyans analizi ve ki-kare testi ile karşılaştırılmış olup, elde edilen çapraz tablo sonuçları Tablo 3.9, Tablo 3.10 ve Tablo 3.11’de verilmiştir. 

Tablo 3.9 incelendiğinde tüketicilerin siteleri tercih etmeme nedenleri arasında yer alan “Uzak geliyor/ulaşım problemim var” veBütün çeşitleri tek bir mekânda bulabildiğim büyük mağazaları tercih ediyorum” önermeleri ile tüketicilerin cinsiyetleri arasında anlamlı bir ilişki gözlemlenirken (P<0,005); diğer nedenler ilecinsiyet arasında bir ilişki bulunamamıştır.

Bu bulgular doğrultusunda kadın tüketicilerin (%41,7) sitelere ulaşım konusunda erkeklere (%34,8) göre daha fazla sıkıntı yaşadıkları ve bu nedenle de siteleri mobilya alış verişlerinde daha az tercih ettikleri söylenebilir.

Tablo 3.9 Tüketicilerin Siteleri Tercih Etmeme Nedenlerinin Cinsiyetleri ile Karşılaştırılması

**P<0,05 aralarında anlamlı bir fark vardır.

Tüketicilerin yaş aralıkları ile siteleri tercih etmeme nedenleri karşılaştırıldığında ise Tablo 4.10’da görüldüğü gibi “Ürünler fiyatını hak etmiyor”, “Yeteri kadar kaliteli bulmuyorum”, “Alışkın değiliz”,  “Çok kalabalık”,  “Kendi mobilyacım var”,  “Esnafın ilgisi/güler yüzlülüğünden memnun değilim” ve “Esnafın bilgisi/sorunları çözme kabiliyetinden memnun değilim” önermeleri ile tüketicilerin yaş aralıkları arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (P<0,005).

Satılan ürünlerin fiyatları hak etmediğini düşünen tüketicilerin oranı 40 ve üzeri yaş grubunda daha fazla yoğunlaşmaktadır (%29,7). Ürünleri kaliteli bulmayan yaş grubu ise 30-40 yaş grubunda yer almaktadır (%25,9). Sitelere alışkın olmayan tüketici grubu ise %32,1 oranı ile genç yaş grubu olarak adlandırılabileceğimiz 20-30 yaş grubu arasındadır. Bu da yeni nesil gençlerin siteleri mobilya alış verişi açısından fazla benimseyemediklerini göstermektedir. Bu sonuca bağlı olarak siteleri çok kalabalık bulan tüketici grubu yine 20-30 yaş aralığında bulunan tüketici grubudur (%24,1).

Mobilya alış verişini kendi mobilyacısından satın almayı tercih eden yaş grubu da yine 20-30 yaş grubu arasında yer almaktadır. Bu yaş grubunun sitelere alışık olmaması ve siteleri alış veriş için çok kalabalık bulması alış verişlerini alışık oldukları mobilyacılarından yapma durumlarını ortaya çıkarmaktadır. Son olarak esnafın güler yüzlülüğü ile ilgisinden ve esnafın bilgisi/sorunları çözme kabiliyetinden memnun olmayan yaş grubu 30-40 yaş arasında bulunan tüketici gruplarıdır (%27,8 ve %38,9)

Tablo 3.10 Tüketicilerin Siteleri Tercih Etmeme Nedenlerinin Yaş Aralıklarına Göre Karşılaştırılması

**P<0,05 aralarında anlamlı bir fark vardır.

Tablo 3.11’de tüketicilerin siteleri tercih etmeme nedenlerinin eğitim durumlarına göre karşılaştırmasına içeren çapraz tablo verilmiştir. Elde edilen bulgulara göre sitelerde satılan ürünlerin pahalı bulunması, ürünlerin fiyatlarını hak etmemesi, ürünlerin kalitesinin yeteri kadar iyi bulunmaması, sitelere alışkın olmama, sitelerin kalabalık olması, tüketicilerin mobilyacısının olması, esnafın ilgisi ve tüketiciye sağladığı bilginin yetersiz olması ile tüketicilerin gelir durumları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (P<0,005).

Tablo incelendiğinde siteleri diğer mobilya satış yerlerine göre pahalı (%46,2) ve yeteri kadar kaliteli bulmayan tüketicilerin (%38,5) 1,501-2,000 TL gelir seviyesine sahip tüketici grubu içinde yer aldığı görülmektedir. 2,001-2,500 TL arasında gelir seviyesine sahip olan tüketiciler ise siteleri tercih etmeme nedenlerini ürünlerin fiyatları hak etmemesi (%30,0) ve esnafın güler yüzlülüğü ve ilgisinin eksikliği (%23,3) olarak belirtmişlerdir. Sitelerin çok kalabalık olması ve tüketicilerin kendine ait mobilyacılarının olması durumu ise aynı oranda (%41,7) 500-700 TL arasında gelir seviyesine sahip tüketicilerde ön plana çıkmaktadır. 701-1,000 Tl arasında gelir seviyesine sahip olan tüketiciler sitelere alışkın olmadıklarını (%53,8) belirtirken; 2,501-3,000 TL gelir seviyesine sahip olan tüketiciler ise esnafın bilgisi/sorunları çözme kabiliyetinden memnun olmadıklarını (%47,8) belirtmişlerdir.

Tablo 3.11 Tüketicilerin Siteleri Tercih Etmeme Nedenlerinin Eğitim Durumlarına Göre Karşılaştırılması

**P<0,05 aralarında anlamlı bir fark vardır.

Araştırma kapsamında tüketicilere uygulanan anketlerde mobilya satın alma kararını kimin verdiği sorgulandığında ortak karar mekanizmasının geçerli olduğu ve kararın tüm aile bireyleri tarafından verildiği belirlenmiştir (% 57). Satın alma kararını belirleyen 2. Sıradaki aile bireyi ise %34,0 ile evin hanımıdır. Evin beyi %8,0 ve çocuklar sadece %1,0 oranı ile satın alma kararını belirleyen aile bireyleridir.

Grafik 3.9Aile Bireylerinin Mobilya Satın Alma Kararlarındaki Rolü

Grafik 3.10’da görüldüğü gibi tüketiciler son 6 ay içerisinde %45,4 oranında mobilya alış verişi gerçekleştirirken, %50,2’si hiç alış veriş yapmamıştır.

Grafik 3.10Tüketicilerin Son 6 Ayda Mobilya Alış Verişi Yapma Durumu

Son 6 ay içerisinde mobilya alış verişi yapan tüketicilerin en çok tercih ettikleri yerlerGrafik  4.8’de verilmiştir. Tablo incelendiğinde ilk sırada (%47,0) Siteler yer alırken, bunu %44,0 ile ev ve ofis mobilyası satan İKEA ve İstikbal gibi mağazalar takip etmektedir. Ham mobilya imalatı yapan mobilyacılar %4,0; Migros gibi perakende zincir mağazaları ise %3,0 oranında tercih edilmiştir. İndirimli satış mağazaları (%1,6) ve İnternet (%1,0) en az tercih edilen yerlerdir.

Grafik 3.11Tüketicilerin Son 6 Ayda Mobilya Alış Verişi Yaptıkları Yerler

Tüketicilerin son 6 ayda alış veriş yaptıkları mobilya mağazalarının cinsiyetlerine göre karşılaştırılması Tablo 3.12’de verilmiştir. Tablo incelendiğinde erkek (%48,9)ve kadın (%45,8) tüketicilerin son 6 ayda en çok sitelerden alış veriş yaptığı belirlenirken, ikinci sırada en çok alış veriş yapılan mağaza erkek (%42,7) ve kadın (%44,9) tüketiciler için yine aynı olmak koşulu ile İKEA ve İstikbal gibi ev ve ofis mobilyası satan büyükmağazalar olmuştur.

Tablo 3.12 Tüketicilerin Son 6 Ayda Alış Veriş Yaptıkları Mobilya Mağazalarının Cinsiyet Durumlarına Göre Karşılaştırılması

Tüketicilerin yaş aralıklarına göre son 6 ayda mobilya alış verişi yaptıkları mağazaların oransal bulguları Tablo 3.13’de verilmiştir. Elde edilen bulgulara göre 20-30 yaş aralığında olan tüketiciler %50,8 oranı ile birinci sırada İKEA ve İstikbal gibi ev ve ofis mobilyası satan büyükmağazaları tercih etmişlerdir. Bu da daha önceki bulgularda ortaya çıkan ve genç neslin sitelere alışık olmama durumunu doğrular niteliktedir. 20-30 yaş grubuna ait tüketiciler alış verişlerinde  ikinci sırada ise siteleri tercih etmişlerdir (%39,3).

31-40 yaş arası tüketici grubu da son 6 ayda alış veriş yapma tercihlerini İKEA ve İstikbal gibi ev ve ofis mobilyası satan büyükmağazalardan yana kullanmışlardır (%50,8). 20-30 yaş grubunda olduğu gibi 31-40 yaş grubunda yer alan tüketiciler mobilya alış verişlerini sitelerden yapmayı 2. Seçenek olarak tercih etmişlerdir (%47,5)

40 ve üzeri yaş grubuna bakıldığında ise bu yaş grubunun mobilya alış verişlerini yüksek bir oranla (%51,2) sitelerden yapmayı tercih ettikleri görülmektedir. Bu yaş grubu için ikinci sırada tercih edilen yerler %37,2 oranı ile İKEA ve İstikbal gibi ev ve ofis mobilyası satan büyükmağazalar olmuştur.

Bu sonuçlar doğrultusunda genç neslin yeni konsept mağazaları tercih ettikleri, 40 yaş ve üzeri tüketicilerin ise alışık oldukları sitelerden alış veriş yaptıkları ortaya çıkmaktadır.

Tablo 3.13 Tüketicilerin Son 6 Ayda Alış Veriş Yaptıkları Mobilya Mağazalarının Yaşlarına Göre Karşılaştırılması

Tüketicilerin gelir seviyelerine göre son 6 ayda mobilya alış verişi yaptıkları mağazaların oransal bulguları ise Tablo 3.14’de verilmiştir. Elde edilen bulgulara göre 500 TL ve aşağı, 500-700 TL arası, 1,001-1500 TL, 1,501-2,000 TL ve 2,001-2,500 TL arası gelir seviyesine sahip olan tüketiciler son 6 ayda mobilya alış verişlerinde İKEA ve İstikbal gibi ev ve ofis mobilyası satan büyükmağazaları tercih etmişlerdir.701-1,000 TL, 2,501-3,000 TL ve 3,001 ve yukarısı gelir seviyesine sahip olan tüketiciler ise bu alış verişlerini sitelerden yapmışlardır. Bu bulgulara göre son 6 ayda yapılan mobilya alış verişlerinde tüketicilerin gelir seviyesi ile anlamlı bir ilişki olmamasına rağmen üst gelir gruplarının mobilya alış verişlerinde siteleri; düşük gelir gruplarının ise fabrikasyon mobilyaların ucuz olması nedeni ile bu tür mobilyaları satan mağazaları tercih ettikleri sonucuna varılabilir.

Tablo 3.14 Tüketicilerin Son 6 Ayda Alış Veriş Yaptıkları Mobilya Mağazalarının Gelir Durumlarına Göre Karşılaştırılması

Son olarak tüketicilerin son 6 ayda yaptıkları mobilya alış verişlerinin medeni durumlarına göre dağılımları Tablo 3.15’de verilmiştir. Elde edilen bulgular evli tüketicilerin mobilya alış verişlerinde siteleri tercih ettiklerini gösterirken (%51,1), bekar (%53,4) ve dul (%57,1) tüketiciler alış verişlerinde İKEA ve İstikbal gibi ev ve ofis mobilyası satan büyükmağazaları tercih etmişlerdir.

Bu sonuçlar sitelerin ürün gruplarında bekâr evlerine yönelik, modern tasarım, modüler ve çok amaçlı ürünler kategorisinde zayıf olduğunu; sitelerde satılan mobilyaların daha çok evli tüketicilere ve ailelere yönelik tasarımlar içerdiğinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, İKEA ve İstikbal gibi mağazalardan satın alınan mobilyaların takım yerine tek parça olarak satın alınabilmesi ya da farklı parçaların birbirleri ile kombine edilebilmesi bekar ve dul gibi yalnız yaşayan tüketicilerin mobilya alış verişlerini siteler yerine bu tür mağazalardan kullanmasına neden olmaktadır.

Tablo 3.15 Tüketicilerin Son 6 Ayda Alış Veriş Yaptıkları Mobilya Mağazalarının Medeni Durumlarına Göre Karşılaştırılması

Uygulanan ankette tüketicilerin mobilya alışverişinde Siteler dışında tercih ettikleri yerlerin belirlenmesi için açık uçlu soru olarak ilk 3 sırada tercih ettikleri mağazaların isimleri sorulmuş ve istatistiki olarak anlamlı ilk 2 sırada yer alan mağaza adları belirlenmiştir. Bu bulgulara göre Grafik 4.12’de görüldüğü gibi tüketicilerin mobilya alışverişlerinde Siteler dışında ilk 10 mağazadan ilk sırada yer alan İKEA’dır (%11,2). Bu mağazayı sırasıyla İstikbal (%9,0), Tepe Home (%5,2), Bellona (%3,8), Koçtaş ve Yataş (%1,4), Asaş, Doğtaş ve Lazzoni (%1,2) ile Kelebek Mobilya (%1,0) takip etmektedir.

Grafik 3.12 Tüketicilerin Siteler Dışında İlk Sırada Tercih Ettikleri Mağazalar

Siteler dışında ikinci sırada tercih edilen mağaza isimleri ise Grafik 3.13’de verilmiştir. Grafik incelendiğinde tüketicilerin ikinci sırada en çok Bellona Mağazasını (%16,49) tercih ettikleri görülmektedir. Bu mağazayı sırasıyla %11,70 ile Tepe Home, %10,64 ile İstikbal ve %10,11 ile yine İKEA mağazası takip etmektedir.

Grafik 3.13 Tüketicilerin Siteler Dışında İkinci Sırada Tercih Ettikleri Mağazalar

Tüketicilerin Siteler denince akıllarına gelen ilk ifadelerin ortalama ağırlıklarına göre değerlendirilmesi Tablo 3.16’da verilmiştir. Tüketicilerin uygulanan ankette 1-Evet, 2-Kısmen ve 3-Hayır olacak şekilde değerlendirdikleri bu ifadelerden en çok tercih edileni “ürün seçeneklerinin fazla olması”dır. Bu ifadeyi sırasıyla “Tanınırlık ve bilinirlik”, “Tasarım/model farklılığı-tekliği” ve “ürünlerin kalitesi” takip etmektedir. Siteler sözcüğünün tüketiciler açısından anlam taşımayan ifadeleri ise “Garanti” ve “Firmaların Saygınlığı”dır.

Tablo 3.16 Siteler Sözcüğünün Tüketiciler Açısından Yarattığı Algı

Tüketicilerin mobilya satın alma kararları ile ilgili seçeneklerin bulunduğu bulgular Grafik 3.14’de verilmiştir. Grafik irdelendiğinde tüketicilerin büyük bir çoğunluğunun (%90,1) ihtiyaç duyduğu için mobilya satın aldığı görülmektedir. Bu oranı %14,2 ile yeni ve farklı tasarımların tercih edilmesi takip etmektedir. Mobilya satın alma kararında tüketicilerin en az etkilendiği neden ise %4,3 oranı ile reklamlardan beğendiği için mobilya satın almalarıdır.

Grafik 3.14 Tüketicilerin Mobilya Satın Alma Nedenleri

Tüketicilerin mobilya satın almasında kararlarını etkileyen nedenlerin ağırlıklı ortalamaları Tablo 4.17’de verilmiştir. Yine tüketicilerin uygulanan ankette 1-Evet, 2-Kısmen ve 3-Hayır olacak şekilde değerlendirdikleri tercihleri etkileyen nedenler arasında ilk sırayı mobilyanın kalitesi almaktadır. Bu tercih nedenini sırasıyla fiyatı, renk/model/stili ve satış sonrası hizmet (tadilat) takip etmektedir.   Reklamlar, promosyonlar ve moda tüketicilerin tercih nedenlerini etkileyen en önemsiz unsurlar olarak yer almaktadır.

Tablo 3.17Tüketicilerin Mobilya Satın Almalarını Etkileyen Nedenler

Mobilya satın almada tüketicilerin tercihlerini etkileyen nedenlerin cinsiyet, yaş, medeni durum ve gelir durumuna göre değişimi Tablo 3.18’de verilmiştir. Elde edilen bulgulara göre mobilya ürünleri tercih edilirken kadınlar erkeklere göre renk, model ve stil konusunda daha seçici davranmaktadır (P=0,000). Yine ürünlerin modaya uygun olması kadınlar açısından daha önemli iken (P=0,002); reklamlardan erkekler kadınlara göre daha fazla etkilenmektedir (P=0,036).

Mobilya seçimlerinde tüketicilerin yaş aralıklarına göre dağılımları incelendiğinde ise 20-30 yaş grubu arasında olan tüketicilerin diğer yaş gruplarına göre ürünlerin rengi, modeli ve stili konusunda daha seçici oldukları görülmektedir (P=0,013). Ürünlerin garanti süresi ise 31-40 yaş aralığında olan tüketiciler için diğer yaş gruplarına göre daha fazla önem taşımaktadır (P=0,033). Ürünlerin modaya uygun olması (P=0,026) ve indirim kampanyaları (P=0,000)  20-30 yaş grubu tüketiciler için daha önemli iken, tüketicilerin mobilya seçiminde çevrelerinden aldıkları öneri ve tavsiyeler daha çok 31-40 yaş grubu arasında yer alan grup için önem taşımaktadır (P=0,005).

Tüketicilerin medeni durumları ile mobilya seçiminde etkili olan unsurlar değerlendirildiğinde ürünlerin rengi, modeli ve stili evli ve dul tüketicilerden çok bekar tüketiciler için önem taşımaktadır (P=0,033).

Gelir seviyesi 500-700 TL arasında olan tüketiciler için indirim kampanyaları diğer gelir seviyesindeki tüketicilere göre daha ön plana çıkarken (P=0,044), 3,001 TL ve üzeri gelir seviyesine sahip tüketiciler için bu unsur önemsiz olarak değerlendirilmiştir.

Tablo 3.18 Tüketicilerin Mobilya Satın Almalarını Etkileyen Nedenlerin Cinsiyet, Yaş, Eğitim, Gelir ve Medeni Duruma Göre Değişimi

**P<0,05 aralarında anlamlı bir fark vardır.

Araştırma kapsamında tüketicilere yönelik uygulanan anketlerde Siteler bölgesinin genel durumu ve görünümü ile ilgili ifadeler hazırlanarak tüketicilerin bu ifadeleri 1-Evet, 2-Kısmen ve 3-Hayır olacak şekilde değerlendirmeleri istenmiştir. Elde edilen bulgular dâhilinde Tablo 3.18’de görüldüğü gibi tüketicilerin önemli bir kısmı fabrikasyon ürünler ile el işçiliği ürünlerin dayanıklılığı ve kalitesi hakkında bilgi sahibidir. Tüketicilerin bu bilince sahip olmaları bir diğer seçenekte yer alan “Mobilya satın alırken fabrikasyon ürünler yerine el işçiliği ürünleri tercih ediyorum” ifadesinin de aynı oranda yüksek olmasının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Tüketiciler kısmen de olsa sitelerde sunulan hizmet ve satılan ürünlerden memnun olduklarını ifade etmişlerdir. Aynı zamanda, siteler bölgesinde aileleri ile birlikte güven içinde alış veriş yaptıklarını da belirtmişlerdir. Ancak tabloda görüldüğü gibi tüketiciler sitelerin çevre temizliğinden, yaşanan park sorunundan ve Siteler’de bulunan yönlendirme ve iletişim levhalarının yetersizliğinden şikayetçi olduklarını ifade etmişlerdir.

Tablo 3.18 Tüketicilerin Siteler’in Genel Durumu Hakkındaki Görüşleri

Anketin son bölümünde tüketicilere yönelik olarak diğer mobilya markalarıyla karşılaştırıldığında Siteler’de üretilen mobilyalara ilişkin olarak düşüncelerini verilen ifadeler kapsamında belirtmeleri istenmiştir.  Tüketiciler bu ifadeleri 1-fikrim yok, 2-çok düşük, 3-düşük, 4-orta, 5-yüksek ve 6-çok yüksek olarak değerlendirmişlerdir. Tablo 4.19 incelendiğinde tüketicilerin sitelerde üretilen mobilyaları diğer mobilya markaları ile karşılaştırmalarında genellikle “orta” derecede ifade ettikleri görülmektedir. Nitekim bu ifadelerden “dayanıklılık” 4,01 ile en yüksek ağırlıklı ortalamaya sahip olan ifadedir. Yine ürün çeşitliliğinin fazla olması ve ürünlerin konforu sitelerde satılan mobilyalar için ön plana çıkan ifadelerdir. Tüketiciler Siteler mobilyasıyla ilgili basında çıkan haberlerin olumlu yönleri, firmaların müşteri ilişkileri konusundaki yeterlilikleri ve ilgileriile ürünlerin geri iade şansı konusunda diğer markalara göre siteleri yetersiz düzeyde olarak nitelendirmişlerdir.

Tablo 3.19Tüketicilerin Diğer Mobilya Markaları İle Karşılaştırdığında Sitelerde

Üretilen Mobilyalara İlişkin Düşünceleri

Anketin son bölümünde açık uçlu soru olarak tüketicilerin Siteler’i tek bir cümle ile ifade edilmesi istenmiştir. Bu soru kapsamında tüketiciler tarafından en çok kullanılan ifadeler;

  • Kalite
  • Çeşit fazlalığı
  • Güvenilirlik
  • Toplu halde ürün bulabilmek
  • El emeği ürünler /El işçiliği
  • İmalatçı firma bulabilme
  • Dayanıklı
  • Aranan her şeyi bulabilme
  • Alışkanlık
  • Ucuzluk
  • Yaratıcı tasarımlar
  • Eski ve yerleşik bir yer olması
  • Garanti
  • Güleryüz
  • Ankara’da yaşıyor olmak
  • Pazarlık imkânı
  • Kişiye özel üretim
  • Yerli üretim merkezi
  • Yerli ürünler
  • Yakınlık olarak belirlenmiştir.

B. SİTELER FİRMALARININ YÖNETİCİLERİNE AİT BULGULAR

Sitelerde faaliyet gösteren 61 firma ile yapılan anketler sonucunda elde edilen bulgular aşağıda verilmiştir.

Anket uygulanan firma yetkililerinin unvanlarının dağılımları Tablo 3.20’de verilmiştir. Görüşme yapılan kişilerin %78,68’i firma sahibi, %13,11’i firma yetkilisi, %2,0’si genel müdür ve mağaza müdürü, %1,0’i ise iç mimardır.

Tablo 3.20 Görüşme Yapılan Kişinin Unvanı

Firmaların sektördeki faaliyet süreleri incelendiğinde (Grafik 3.15) %28,1’inin 11-20 yıl arasında faaliyetlerini sürdürmekte olduğu görülmektedir. Bunu %21,0 oranı ile 21-30 yıl arasında faaliyet gösteren firmalar izlemektedir. 50 yıl ve üzerinde faaliyet gösteren firmaların oranı ise sadece %1,7’dir. Bu sonuçlar dâhilinde firmaların ortalama faaliyet yılları 20 yıldır. Bu da sitelerde faaliyet gösteren firmaların Türkiye’de 12 yıl olan ortalama firma ömrünün üzerinde olduğunu göstermektedir.

Grafik 3.15 Firmaların Sektördeki Faaliyet Süreleri

Anket uygulanan firmaların kuruluş yıllarını gösteren grafik aşağıda verilmiştir. Grafik incelendiğinde firmaların %29,8’inin 2001-2010 yılları arasında kurulduğu görülmektedir. Bu oranı %21,0 ile 1991-2000 yılları arasında kurulan firmalar izlemektedir. 2011’den sonra kurulan firma sayısının oranı %5,2 iken, 1950-60 yılları arasında kurulan firmaların oranı sadece %3,5’dir.

Grafik 3.16 Firmaların Kuruluş Yılları

Firmaların üye oldukları oda ve kuruluşlar Grafik 3.17’de verilmiştir. Grafikten de görüldüğü gibi firmaların %38,8’i Esnaf ve Sanatkârlar Odası’na, %36,7’si Ticaret ve Sanayi Odası’na üyedir. Derneklere üye olan firma oranı %16,3 iken, kooperatiflere üyelik oranı ise sadece %4.1’dir.

Grafik 3.17 Firmaların Üye Oldukları Oda ve Kuruluşlar

Firmaların hukuki yapılarını gösteren bulgular Grafik 3.18’de verilmiştir. Elde edilen bulgulara göre şirket statüsüne göre açılması ve kapanması daha kolay olan ancak kurumsallaşma ve ticari itibar açısından birçok dezavantaj yaratan şahıs işletmelerinin %62,7 oranıyla limited şirketlerine (%37,3) göre daha fazla olduğu görülmektedir.

Grafik 3.18Firmaların Hukuki Statülerinin Dağılımı

Firma sahiplerinin eğitim durumlarına bakıldığında ilköğretim (%28,3), lise (%26,7) ve üniversite mezunu (%25,0) olanların ilk sıralarda yer aldığı görülmektedir (Grafik 3.19). Meslek lisesi mezunu olan firma sahiplerinin oranı %10,0 iken, yüksek lisans yapan firma sahiplerinin oranı %6,7 ve okur-yazar olanların oranı ise %3,3’tür.

Grafik 3.19 Firma Sahiplerinin Eğitim Durumlarının Dağılımı

Grafik 3.20 anket uygulanan firma sahiplerinin yaş aralıklarını göstermektedir. Grafik incelendiğinde 35-45 yaş arasında yer alan firma sahiplerinin ilk sırada yer aldığı görülmektedir. Bu oranı %34,4 ile 35 yaş altında olan firma sahipleri takip ederken, 46-55 yaş arasında olanların oranı %13,1 ve 56 yaş üzeri olanların oranı ise %3,3’tür.

Grafik 3.20 Firma Sahiplerinin Yaşlarının Dağılımı

Firma sahiplerinin cinsiyetlerinin dağılımlarını gösteren bulgular Grafik 3.21’de verilmiştir. Bulgular irdelendiğinde firma sahiplerinin büyük bir çoğunluğunun (%93,4) erkek olduğu ve sadece %6,6 oranında kadın firma sahibi olduğu görülmektedir.

Grafik 3.21 Firma Sahiplerinin Cinsiyetlerinin Dağılımı

Firma ölçekleri ise Grafik 3.22’de görüldüğü gibi çoğunlukla küçük işletme ölçeğindedir (%65,6). Orta ölçekli firma oranı %32,8 iken, büyük işletmelerin oranı ise sadece %1,6’dır.

Grafik 3.22 Firmalarda İstihdam Edilen Toplam Çalışan Sayısı

Anket uygulanan firmalara finansal açıdan ek bir kaynağa ihtiyaç duyup duymadıkları sorulduğunda firmaların %60,7’sinin böyle bir kaynağa ihtiyaç duydukları; %39,3’ünün ise ihtiyaç duymadıkları belirlenmiştir (Tablo 3.21). Finansal açıdan ek bir kaynağa ihtiyaç duyan firmaların ihtiyaç nedenlerinin dağılımları Grafik 3.23’de verilmiştir. Grafik incelendiğinde firmaların %38,7’sinin finansal kaynağa firmanın ölçeğini büyütmek ve üretimlerini arttırmak için ihtiyaç duyduğu belirlenmiştir. Firmaların %27,4’ü Ar-Ge ve İnovasyon gibi firmanın ürün kalitesini arttıracak projeler yürütmek için finansal kaynağa ihtiyaç duyarken, firmanın üretimine devam etmesini sağlamak için kaynağa ihtiyaç duyan firmaların oranı %21.0’dir. Firmanın kapanmasını önlemek için ek kaynak gereksinimi duyan firmaların oranı ise %9,7’dir.

Grafik 3.23 Firmaların finansal kaynak ihtiyaçlarının nedenleri

Firmaların ürün geliştirme faaliyetlerinde kullandıkları yöntemlerin dağılımlarını gösteren bulgular Grafik 3.24’de verilmiştir. Elde edilen bulgulara göre firmaların %46,0’sı her yıl ürün gamlarına yenilerini eklerken, %30,0’u ürün geliştirmek yerine mevcut ürünlerinde sürekli iyileştirme yapmayı tercih etmektedir. Firmaların %24,0’ü ise yeni ürünleri uzun süreli projeler sonucunda geliştirmektedir.

Grafik 3.24 Firmaların Ürün Geliştirme Faaliyetlerini Gerçekleştirme Şekilleri

Ürün geliştirme faaliyetlerinde bulunan firmaların her yıl ürün gamlarına ekledikleri yeni ürün sayılarının dağılımlarını gösteren bulgular Grafik 3.25’de verilmiştir. Grafikte görüldüğü gibi firmaların %55,7’si her yıl ürün gamlarına 1-5 arası ürün eklerken, %27,9’u 6-10 arası ve %16,4’ü 10’dan fazla yeni ürün eklemektedir.

Grafik 3.25 Firmaların Her Yıl Geliştirdikleri Yeni Ürün Sayısı

Firmaların üretim ile ilgili yenilikleri ve gelişmeleri %95,1 oranında takip etmektedir. Bu yenilikleri takip etme şekillerinin dağılımları irdelendiğinde (Grafik 3.26), ilk sırada ülke içindeki fuarların takibi gelmektedir (%29,1). Bu oranı sırasıyla, ülke dışındaki fuarların takibi (%21,2), ürünler ile ilgili yayın ve katalogların takibi (%17,6), TUBİTAK-KOSGEB-TSE v.b ile yapılan işbirlikleri (%16,4) ve aynı sektörde yer alan diğer iş yerlerinin tecrübelerinden yararlanmak takip etmektedir.

Grafik 3.26 Firmaların Üretim ile İlgili Yenilikleri ve Gelişmeleri Takip Etme Şekilleri

Firmaların son 5 yılda yaptıkları yenilik çalışmaları ile ilgili bulgular ise Grafik 3.26’da verilmiştir. Grafik incelendiğinde firmaların çoğunluğunun yeni ürün geliştirmek yerine mevcut ürünleri geliştirme, iyileştirme ve kalite arttırmayı (%27,7) tercih ettikleri görülmektedir. Yeni ürün tasarımı yapan firmaların oranı %18,9 iken, ürün çeşitlendirme faaliyetlerinde bulunana firmaların oranı %18,2, yabancı ürünleri Türkiye koşullarına uyarlayan firmaların oranı ise %11,5’dir. Firmaların %10,1’i yerli ve yabancı firmalar tarafından kullanılan üretim teknolojilerini uyarlamaktadır. Özgün yeni bir üretim teknolojisi geliştiren firmaların oranı ise sadece %6,8’dir.

Grafik 3.27 Firmaların Son 5 Yılda Yaptıkları Yenilik Çalışmaları

Grafik 3.28’de görüldüğü gibi firmaların %60,0’ı doğrudan tüketiciye nihai ürün üretirken, hem nihai ürün hem de başka bir üreticiye ara ürün üreten firmaların oranı %33,3’tür. Sadece başka bir üreticiye ara ürün üreten firmaların oranı ise %6,7’dir.

Grafik 3.28 Firmaların Ürettikleri Ürünler

Firmaların büyük bir çoğunluğunun (%40,0) TSE, ISO ve CE gibi kalite standartları yoktur. Bu firmalar kendi kalite standartlarını kullanmaktadır. Sipariş veren firmanın kalite standartlarına göre üretim yapan firmaların oranı %30,0 iken, TSE kalite belgesi olan firmaların oranı %20,0, ISO 9001 kalite belgesi olanların oranı %8,0 ve CE kalite belgesi olan firma oranı ise %2,0’dir (Grafik 3.29). Buna ilaveten firmaların %55,2’sinin tescilli patenti mevcut iken %44,8’inin her hangi bir patenti mevcut değildir.

Grafik 3.29 Firmaların Sahip Olduğu Kalite Standartları

Firmaların ürünlerini pazarlamada kullandıkları dağıtım kanalları Tablo 3.21’de verilmiştir. Tablo incelendiğinde en çok kullanılan dağıtım kanalının %22,8 oranı ile perakendeciler olduğu görülmektedir. Nihai tüketicilerin oranı %22,3 iken yerel toptancıların oranı %20,4’tür. Yurtdışındaki müşterilerin dağıtım kanalı olarak kullanılmasının oranı ise %12,1’dir. Sitelerde faaliyet gösteren firmaların en düşük oran ile kullandıkları değıtım kanalları sırasıyla ihracat komisyoncuları (%7,8), kamu kurum ve kuruluşları (%7,3) ve diğer fabrikalardır.

Tablo 3.21 Firmaların ÜrünleriniPazarlamada Kullandığı Dağıtım Kanalları

Anketin uygulanan firmaların ürünlerini pazarlamada yaşadıkları sorunlar verilen önermeler dâhilinde 1-önemsiz, 2-az önemli, 3-kısmen önemli, 4-önemli, ve 5-çok önemliolacak şekilde değerlendirmeleri istenmiştir.  Tablo 3.22’de verilen bu önermelerin önem derecelerine göre ağırlıklı ortalamaları verilmiştir. Tablo incelendiğinde firmaların pazarlamada yaşadıkları en önemli sorun 3,43 ağırlıklı ortalama ile yeterli kaliteyi sağlayamamaktır. Bu sorunu dağıtım kanalları için yeterli stok üretememek izlemektedir (3,26). Yerel bölgenin dışından ve (2,98), ulusal firmalardan sipariş alamamak (2,91) diğer önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Firmaların az önemli olarak nitelendirdikleri sorunlar ise karlı duruma geçecek satış fiyatlarına ulaşamamaktır.

Tablo 3.22 Firmaların Ürünlerini Pazarlamada Yaşadıkları Sorunlar

Firmalara ürettikleri ürünlerin kalite durumlarının dağılımı Grafik 3.30’da verilmiştir. Grafikte görüldüğü gibi firmaların yüksek bir oranı (% 76,4) aynı kalitede ürün üretmektedir. Firmaların %21,8’i ise talebe göre ürettikleri ürünlerin kalitesini değiştirebilmektedir. Ayrıca firmaların %87,9’u ürettikleri ürünlerde kaliteyi yükseltme ihtiyacı duyarken, %12,1’i böyle bir ihtiyaç hissetmemektedir.

Grafik 3.30 Firmaların Ürünlerinin Kalite Durumları

Firmaların üretim miktarlarını belirleme koşulları ile ilgili bulgular Tablo 3.23’de verilmiştir. Elde edilen bulgular irdelendiğinde firmaların %29,8’inin üretim miktarlarını sipariş üzerine ve buna çok yakın bir oran ile (%26,5) iç talep üzerine belirledikleri görülmektedir. Bu oranları %11,3 ile üretim maliyetine göre belirleyen firmalar takip etmektedir. Dış talep üzerine ve finansman koşullarına göre üretim miktarlarını belirleyen firmaların oranı %10,6 iken ürün fiyatlarına göre üretim miktarlarını belirleyen firmaların oranı %8,6’dır.

Tablo 3.23 Firmaların Üretim Miktarlarını Belirleme Koşulları

Anket uygulanan firmaların %90,0’ı pazarlama faaliyetlerinde bulunmaktadır. Pazarlama faaliyetleri gerçekleştiren firmaların kullandıkları pazarlama yöntemlerinden ilk sırada yer alanı %19,0 ile yurt içi ticari fuarlardır. Bu yöntemi sırasıylateşhir mağazaları (%18,3), ürün numuneleri (%14,3), toptancı ve perakendecilere satış özendirme (%13,5), firma broşürleri (%12,7), basın-yayın yolu ile reklam (%10,3) ve yurt dışı fuarlar (%9,5) izlemektedir (Grafik 3.31).

Grafik 3.31 Firmaların Pazarlama Faaliyetlerinde Kullandıkları Yöntemler

Firmalar ürettikleri ürünleri yurt içinde pazarlamada farklı yöntemler kullanmaktadır. Bu yöntemlerden ilk sırada gelen %21,20 oranı ile kendi satış birimleri aracılığı ile satıştır. Fuarlarda müşteriler ile anlaşarak satan firmaların oranı %22,10 iken, kişisel temaslar ve ziyaretler ile satan firmaların oranı %19,20’dir. Toptancıları kullanan firmaların oranı %18,30; perakendeciler ile ürünlerini satan firmaların oranı ise %16,30’dur. Pazarlama firmaları aracılığı ile satış yapan firmaların oranı ise sadece %2,90’dır (Grafik 3.32).

Grafik 3.32 Firmaların Ürettikleri Ürünleri Yurtiçinde Pazarlamada Yöntemleri

Firmaların fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarları gibi ekonomik değişkenleri belirleme şekillerine ait dağılımlar Grafik 3.33’de verilmiştir. Grafik incelendiğinde firmaların %43,9’unun piyasadaki diğer firmaları göz önünde bulundurmadan bağımsız olarak karar verdikleri görülmektedir. Firmaların %28,9’u ise bu ekonomik değişkenlerin piyasa şartlarında oluştuğunu ve kendilerinin müdahale edemediğini belirtmişlerdir. Dünyadaki rakiplerin bu değişkenleri belirlediğini ifade eden firmaların oranı %17,5 iken, diğer firmaların satış politikalarını takip eden firmaların oranı %7,0’dir.

Grafik 3.33Firmaların Fiyat, Arz, Üretim, Dağıtım Miktarlarını Belirleme Şekilleri

Firmalara anket dâhilinde üye oldukları meslek kuruluşlarının (Birlik, Dernek, Oda, v.b) satış politikalarını etkileyen kararlar alıp almadığı sorulduğunda firmaların %83,3’ü bu soruya “Hayır” cevabı vermiştir. Firmaların %16,7’si ise bu soruyu “Evet” olarak cevaplandırmıştır.

Grafik 3.34’de firmaların tüketicilerden gelen şikâyetleri değerlendirme yöntemlerine ait dağılımlar verilmiştir. Bulgular irdelendiğinde firmaların %28,6’sının ayıplı malı yenisi ile değiştirdikleri görülmektedir. Ücretsiz onarım sağlayan firmaların oranı %23,1 iken, bedel iadesi yapan firmaların oranı %20,9 ve hatanın neden olduğu değer kaybını tüketiciye ödeyen firma oranı %19,8’dir. Yanlış kullanımdan dolayı şikâyetleri değerlendirmeyen firmaların oranı ise %7,70’dir.

Grafik 3.34Firmaların Tüketicilerden Gelen Şikâyetleri Değerlendirme Yöntemleri

Anket uygulanan firmaların hammadde temininde yaşadıkları sorunlar verilen önermeler dâhilinde 1-önemsiz, 2-az önemli, 3-kısmen önemli, 4-önemli ve 5-çok önemli olacak şekilde değerlendirmeleri istenmiştir.  Tablo 3.24’de verilen bu önermelerin önem derecelerine göre ağırlıklı ortalamaları verilmiştir. Bulgular irdelendiğinde hammadde temininde yaşanan en önemli sorunun 2,50 ağırlıklı ortalama ile ithalat olduğu görülmektedir. Bu sorunu sırasıyla, yerel hammaddenin üretim miktarının azlığı (2,47), ürünlerin kalitesi (2,37) ve lojistik (2,37) ile paketleme (2,30), talep azlığı/fazlalığı (2,23) izlemektedir. En önemsiz sorunlar ise yasal düzenlemeler (1,77), vergiler (1,57) ve ürün fiyatlarıdır (1,53).

Tablo 3.24 Firmaların Hammadde Temininde Karşılaştıkları Sorunlar

Firmaların son 5 yıla ait değerlendirmeleri Tablo 3.25’de verilmiştir. Tablo incelendiğinde son 5 yıl içerisinde satışlar, müşteri memnuniyeti, ürün çeşitliliği, müşteri sayısı, üretim miktarı, hammadde fiyatları, üretim verimliliği, kapasite kullanım oranları, ürün maliyetleri, rekabet gücü ve ödenen vergiler artarken, ihracat ve ürün fiyatları, hammadde ve ürün stokları, ürün iadeleri, toplam borç miktarı, satış yapılan ülke sayısı ve karlılık durağan olarak seyretmiştir. Ürün iadeleri ise azalmıştır.

Tablo 3.25 Firmaların Son 5 Yıllarını Değerlendirmeleri

Anket uygulanan firmaların gelecek yıl üretim hacimlerinin artmasına yönelik beklentileri verilen önermeler dâhilinde 1-önemsiz, 2-az önemli, 3-kısmen önemli, 4-önemli ve 5-çok önemli olacak şekilde değerlendirmeleri istenmiştir.  Tablo 3.26 irdelendiğinde firmaların satış hacimlerinin artmasında en önemli etkenlerin sırasıyla yeni ürün geliştirmek (%70,0), satış hacminin artması (%60,0), aynı oranda (%56,7) ciro, girdi fiyatları, sektör içi işbirliğinin gelişmesi ve firmalar arası güçlü bir ağ yapısının oluşması olarak nitelendirildiği görülmektedir. Firmalar stratejik firma birleşmesini (%30) satış hacimlerinin artmasında en son sırada etken olarak görmektedirler.

Tablo 3.26 Firmaların Gelecek Yıl Üretim Hacimlerinin Artmasına Yönelik Beklentileri

Önümüzdeki 5 yıl içerisinde firmaların geleceğe yönelik hedeflerinin dağılımları Tablo 3.27’de verilmiştir. Firmaların hedefleri arasında ilk sırayı %17,9 oranı ile Pazar payını büyütme almaktadır. Bu hedefi sırasıyla yeni yatırım (%17,2), kapasite geliştirme ve markalaşma (%16,6), kurumsallaşma (%15,2), büyük şirketler ile birleşme (%7,9)ve son olarak %6,0 oranı ile küçülme takip etmektedir.

Tablo 3.27 Firmaların 5 Yıl İçerisinde Geleceğe Yönelik Hedefleri

Tablo 3.28’de görüldüğü gibi firmalar önümüzdeki 5 yıl içerisinde en çok yurt içi pazarlara yönelmeyi düşünmektedir. Bu pazarları %35,0 ile yurtdışı ve %28,3 ile yerel pazarlar takip etmektedir.

Tablo 3.28 Firmaların 5 Yıl İçerisinde Yönelmeyi Düşündükleri Hedef Pazarlar

Firmaların %80,0’i bölgeye ve sektöre uygulanan teşvikleri yeterli bulmaz iken, yerel yönetimlerin sanayiciye verdiği hizmetlerden memnun olmayan firmaların oranı yine %80’dir.

Firmaların diğer firmalar ile yazılı ve/veya sözlü işbirliği yapma durumları sorgulandığında, anket uygulanan firmaların %60,0’ının işbirliği yapmadığı belirlenmiştir. İşbirliği yapan %40,0 oranındaki firmaların en çok işbirliği yaptığı firmalar boya ve aksesuar, döşeme, hırdavat, mobilya dekorasyon ve satın alma firmalarıdır.

Tablo 3.29’da görüldüğü gibi anket uygulanan firmalar işbirliği yaptıkları firmalar ile en çok ortak ürün-hizmet geliştirme (%30,0) faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Ortak proje yürüten firmaların oranı %25,0 iken, ortak satın alma yapan firmaların oranı %20,0’dir. Ortak fuar katılımı gerçekleştiren (%15,0) firmalar ile ortak pazarlama ve satış yapan firmaları (%20,0) son sırada yer almaktadır.

Tablo 3.29 Firmaların Diğer Firmalar ile Yaptıkları İşbirliği Türleri

4. Siteler Mobilyada Fonksiyonel Kümelenme ve Üniversite-Sanayi İşbirliğinin Sağlanması

Gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de kalkınma çalışmalarında sanayileşme temel hedef olarak belirlenmiştir. Siteler gibi mevcudiyetinde Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler (KOBİ)’lerin ağırlığı fazla olan yerel alanlarda sanayileşmenin yanında bu işletmelere uluslararası rekabet üstünlüğü sağlayacak “kümelenme” politikalarının uygulandığı görülmektedir. Bu politikaların uygulanmasının nedeni, bölgesel kalkınmaya katkı sağlamak için uygulanan stratejilerin bir parçasının da KOBİ’ler olmasıdır.

Ancak, Siteler bölgesinde yoğunlaşmış olan firmaların piyasaya yönelik olarak düşünme ve değerlendirme konusunda başarısız olmaları, yatırımların etkin bir planlama ile yapılamaması, kurumsallaşmanın yeterince sağlanamamasından bilgi eksikliğine kadar karşılaştıkları birçok farklı sorun bulunmaktadır. Bu sorunlara ek olarak küresel rekabet ortamının getirdiği fırsatlar yanında tüketim alışkanlıklarının hızlı bir şekilde değişmesi, yenilik yapma, Ar-Ge çalışmaları, maliyet avantajı sağlama ve pazarlamanın bu ortamda rekabetin temel unsurları haline gelmesi Siteler’de faaliyet gösteren firmaların işlerini daha da zorlaştırmıştır.

Değişen dünya koşulları içerisinde rekabet avantajı sağlamanın işletmeler için hayati öneme sahip olmaya başlaması, işletmeler için kümelenme kavramının bilinmesi ve yatırım stratejilerinin bu kavram üzerine oturtulması oldukça önemli hale gelmektedir. Çünkü temel anlamıyla kümelenme; aynı sektörde faaliyet gösteren, aralarında işbirliği ve aynı zamanda rekabet olan işletmelerin, onlara mal/hizmet sunan tedarikçilerin, bölgenin ilgili kurum ve kuruluşlarının (üniversiteler, araştırma kuruluşları, yerel yönetim ve belediyeler, meslek odaları, ticaret ve sanayi odaları, sivil toplum kuruluşları, finans kurumları, ilgili bakanlıklar ve teşkilatları, bölgenin milletvekilleri, organize sanayi bölgeleri) aynı coğrafi bölgede yoğunlaşmaları ile rekabet avantajının yaratılmasını esas almaktadır. 

Bu bağlamda Siteler’de faaliyet gösteren firmaların dünyadaki gelişmeleri ve rekabeti iyi takip ederek buna göre üretim yapmaları gerekmektedir.  Bu süreç, bir yandan bu firmaların esnek ve dinamik yapılarının önemini artırırken öte yandan firmaların rekabetin yoğunlaştığı bir ortamda kalite, maliyet, verimlilik ve tüketici isteklerine odaklanmalarını da gerektirmektedir. Küresel ve yerel rekabetin gittikçe artması da Siteler firmaları için ortaklaşa rekabet ve stratejik işbirliğini kaçınılmaz hale getirmektedir.

Dolayısıyla, ortak değer üretebilme kabiliyetini de ifade eden kümelenme Siteler bölgesi için önem kazanmaktadır. Siteler’de uygulamaya konulacak kümelenme çalışmaları bu firmaların dünya ile bütünleşmesini sağlayarak daha etkin, daha verimli, daha rekabetçi ve dolayısıyla daha fazla istihdam sağlayıp ülke kalkınması için daha fazla katma değeryaratabilmelerinin yolunu da açacaktır.

Bu bağlamda Siteler bölgesinde yapılacak olan küme çalışması için oluşturulacak politika kararları çalışmanın yönünü belirleyecektir. Kümelenme çalışmaları Türkiye’de yeni olmasından dolayı faydalanılabilecek çok fazla bilgi ve doküman bulunmamaktadır. Kümenin hangi kurum ve organlar tarafından yürütüleceği, hedefleri, çalışma yapıları, sistemin nasıl işleyeceği vb. konularda yararlanılabilecek bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle oluşturulacak politikalar, genel hatları ile; Ar-Ge ve inovasyon, ölçme ve sürekli iyileştirme, risk yönetimi, kurumsallaşma, anahtar işletmeler, küme konseyi, sosyal ağ, devamlılık, iletişim, tanıtım, küresel pazarlara açılma, markalaşma, tedarik zinciri, ortak mekanlar, işbirliği, entelektüel envanter, tezgah envanteri, fiziksel altyapı, verimlilik, rekabetçilik, kalite sertifikasyonu, maliyet denetimi, finansman, teknik eğitim ve liderlik gibi başlıkları içermelidir.

Siteler bölgesinde olası bir kümelenme çalışması için oluşturulabilecek strateji önerileri sırasıyla şu başlıklar altında toplanmıştır;

  • Siteler Kümelendirme faaliyetlerine başlamak
  • Tüzel Kişiliğin kazanılması (dernek ve/veya şirket)
  • Projelendirme ve fon temini
  • Tanıtım ve Lobicilik
  • Yeni tedarik zincirlerinin oluşturulması
  • İşletme bazlı iyileştirmeler
  • Başarı öykülerini yaymak
  • Teknoloji ve insan kaynağı envanterinin tutulması
  • Ortak satın alma faaliyetleri düzenleme
  • Kümelenme konusunda bilgi transferi yapılması
  • Pazarı Genişletmek
  • Ar-Ge ve Yenilikçilik farkındalığının oluşturulması
  • İnsan Kaynaklarının Gelişimi
  • Mavi Yaka insan gücünün geliştirilmesi
  • Hâlihazırdaki yöneticiler için eğitim faaliyetlerinin düzenlenmesi
  • Küme geneli için ortak yetenek merkezleri kurma
  • KK ve ölçme laboratuvarı kurma
  • Ortak imalat atölyeleri kurma
  • Ortak satış yeri kurma

Bu stratejiler dâhilinde küme içindeki aktörlerin ihtiyaç duyduğu kaynakların daha uygun maliyetli ve daha yüksek nitelikle elde edilebilmesi; bunun yanında inovasyon, pazarlama, finans, proje ve ürün gibi olası tüm konularda işbirliğinin oluşumu konularında yapılması planlananlar, işletmelerin ihtiyaç duydukları hammadde ara mamul gibi girdi bilgilerinin toplanması ve paylaşımı; oluşturulacak gruplar vasıtasıyla (her firmadan temsilcilerin katılımı) işbirliği projeleri yürürlüğe konulması uzmanlık konularının ve bu konularda uzman kişilerin yer aldığı bir bilgi haritasının oluşturulması; kümedeki aktörlerinde birbirlerine bilgi aktaracakları seminer çalışmaları yapılması; küme adına bankalarla görüşmelerin organize edilmesi; proje risklerinin firmalarca paylaşımı yönünde çalışmalar da Siteler bölgesi için kümelenme çalışmalarını hızlandıracak faaliyetler kapsamında düşünülmelidir.

5. SONUÇ VE TARTIŞMA

Günümüzde aynı pazar dilimine, aynı özelliklere sahip benzer ürünleri sunanişletmeler arasında yoğun bir rekabet yaşanmaktadır. Bu rekabet ortamında kazançlarınıartırmak, hatta ayakta kalabilmek, işletmelerin birbirleri ve benzer ürünleri arasında farkyaratmalarına; başka bir ifade ile pazarda rekabet üstünlüğü sağlamalarına bağlıolmaktadır.

Bu araştırma kapsamında elde edilen tüm bulgular Siteler’de faaliyet gösteren firmaların özellikle fabrikasyon mobilya üreten ulusal ve uluslararası rakiplerin önüne geçebilmek için yeni stratejiler geliştirmesi gerekliliğini ortaya koymuştur.Ancak, bu strateji rakiplerden farklı olanı yapmak içinoluşturulmamalı, farklılaştırma çabalarına ürünü iyileştirmekten başlamak yerinetüketici ne istiyor sorusuyla başlamak gereklidir. Bunun en önemli nedeni tüketicileri mal ve hizmetleri satın almaları ve tüketmeleri sırasındaaldıkları kişisel, psikolojik, kültürel ve sosyal kararları kapsayan eylemlerden oluşan davranışlarının belirsiz olması ve bunda dolayı firmaların tüketicilerin ihtiyaç ve isteklerine uygun pazarlama karmasını oluşturmakta zorlanmalarıdır.

Bu nedenle de mobilya satın alma kararını verirken tüketici davranışlarının irdelenmesi, tüketicilerin zaman, enerji ve paragibi kısıtlı kaynaklarını mobilya tüketime yönelik olarak nasıl kullandıklarının ayrıntılı birşekilde incelenmesi sitelerde faaliyet gösteren firmaların yeniden rekabet avantajı kazanmaları açısından önem taşımaktadır. Çünkü artık günümüzde üreticilerin verdikleri ile yetinentüketicilerin yerini, kendi arzu ve isteklerini dile getirerek pazara hâkim olma gücüne sahip tüketiciler almaktadır. Dolayısıyla firmalar mal ve hizmet üretirken tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarını, tüketici davranış özelliklerini göz önünde tutmakzorundadır.

Dolayısıyla bu çalışmanın amacı mobilya satın almada tüketici davranışlarını etkileyenpsikolojik, sosyo-psikolojik ve sosyo-kültürel faktörler doğrultusunda araştırmaevrenindeki mobilya tüketicilerinin profilini oluşturmak, satın alma karar sürecinde etkiliolan faktörleri belirlemek, tüketici demografik özelliklerine göre mobilya satın almasürecinde etkili olan faktörleri karşılaştırarak Siteler’de faaliyet gösteren mobilya üreticilerinin nasıl bir pazarlama veüretim stratejileri izleyebilecekleri sorusuna katkıda bulunmaktır. Bu amaçla yapılan tüketici algı analizi Siteler’de faaliyet gösteren firmalar için rekabet üstünlüğü kazanmada geliştirilecek stratejiler açısından önemli bir rehber olmuştur.

Araştırma sonuçlarına göre sitelerden alış veriş yapan tüketicilerin demografik özellikleri açısından yaş aralıkları hariç, cinsiyet, eğitim, aylık gelir, medeni durum ve çocuk sayısı açısından farklı olmadıkları belirlenmiştir. Diğer bir deyiş ile kadın, erkek, farklı eğitim ve gelir seviyesine sahip, evli, bekâr, tek ya da çok çocuklu her kesim sitelerden alış veriş yapmaktadır. Ancak, yaş aralıkları irdelendiğinde özellikle 40 yaş ve üzeri tüketici grubunun siteleri daha fazla tercih ettiği belirlenmiştir. Bu sonuç mobilya tercihlerinin yaşa göre değiştiğini, yeni evlenenler ve gençlerin modern tarzda, modüler mobilya  tercih ederken, orta yaşlardan itibaren klasik mobilyaya yöneldiğini göstermektedir. Dolayısıyla sitelerde ağırlıklı klasik el işçiliği mobilyalarının satılması tüketici profilinin daha çok orta yaş ve üzeri tüketicilerden oluştuğunu göstermektedir. Araştırma bulgularında ortaya çıkan bir diğer sonuç ise bu durum ile paralellik arz etmektedir. Tüketicilerin siteleri tercih etmeme nedenleri irdelenirken 20-30 yaş aralığında olan tüketiciler sitelere alışkın olmadıklarını ifade etmişlerdir. Bu durumda sitelerde faaliyet gösteren firmaların yeni nesil gençlere (20-30 yaş grubu) yönelik ürün, tasarım ve pazarlama stratejilerini gözden geçirmeleri ve bu yaş grubuna yönelik farklı yaklaşımlar geliştirmelerini gerekmektedir.

Araştırma kapsamında anket uygulanan tüketicilerin sitelerden el işçiliği mobilya alma durumları sorgulandığında %58,2 oranı ile bu ürünleri satın almayı tercih ettikleri, %41,2 oranı ile tercih etmedikleri belirlenmiştir. Bu durum, anket uygulanan 500 tüketicinin önemli bir kısmının sitelerin temel faaliyet konusu olan el işçiliği mobilya ürünlerinden çok fabrikasyon olarak üretilen modüler mobilya ürünlerini tercih ettiklerini göstermektedir. Sonuç olarak da tüketicilerin değişen beklentileri sitelerdeki müşteri potansiyelinin büyük bir kısmının fabrikasyon ürün satan mağazalara yönelmesine neden olmuştur.

Öncelikle bu değişim tüketicinin mobilyadan beklentisinin, eskiye nazaran duygusal faydanın değerinden kaynaklanmaktadır. Mobilyadan elde edilmesi beklenen rasyonel faydaların kullanım kolaylığı, ihtiyaç karşılama ve kalite olduğu söylenirse; duygusal faydalar estetik, statü ve beğenilmedir. Statü beklentisindeki artışın kaynağını, mazisi son 10 yıla dayanan markalaşma sürecinde yaşanan değişimin tüketici davranışlarına etkisinde aramak gerekmektedir. Bugün tüketiciler için belki de en önemli değer estetik duygularını tatmin edecek mobilyalardır ve günümüzün en yoğun rekabet konusu hangi fiyat ve kalite seviyesinde olursa olsun budur.  Diğer bir deyiş ile tüketicinin esas fayda beklentisi estetiğe kaymıştır. Bunda hemen tüm ürünlerin, ürün yaşam sürelerindeki kısalma da önemli rol oynamaktadır. Eskiden mobilyasını 20 – 25 yıl kullanılan tüketici, yerini 5 – 6 yılda bir eşyalarını yenileme eğilimine bırakmıştır. Bu eğilim, özellikle kalite beklentisinin önem sıralamasında gerilemesine sebep olmakta ve tüketicilerin kaliteli, sağlıklı ancak fiyatı yüksek el işçiliği mobilyalar yerine daha ucuz, estetik ve farklı tasarımlı fabrikasyon ürünleri tercih etmelerine neden olmaktadır.

Estetik beklentisindeki en büyük artış sebebi ise “tarz” kavramının ortaya koyduğu algısal değişimlerdir. Tüketiciler artık kendi tarzlarını yansıtan bir eve sahip olmak istemektedir. Böyle bir eve sahip olmanın ana unsuru ise hiç şüphesiz mobilyadır. Çizgisi ve renkleriyle, kullanılan aksesuarlarıyla mobilyanın kendisiyle ilgili mesajlar aktarması beklentisi tüketiciler için önemini arttırmaktadır. Kişinin tarzının mobilya üzerine uygulanması ile kişinin estetik beklentisi de doğal olarak tatmin edilmekte ve bu sebep sonuç ilişkisi, rekabetin odak noktasını oluşturmaktadır.

Aynı zamanda tüketicilerin mobilyadan bekledikleri faydalardan birisi de ergonomi olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim evlerin küçülmesi ile birlikte tüketicinin alabileceği eşya sayısı da azalmaktadır. Ayrıca gençler, eskisi gibi üst üste yığılı eşyalar yerine, daha az eşya ve daha sade dekorasyonu tercih etmektedir. Bu azalış eşyaların kullanım kapasitesini (saklama, oturma vs.) azaltmakta, bu da kişinin kullanım tercihlerinde fabrikasyon ürünlerinde olduğu gibi özel tasarımları ön plana çıkartmaktadır.

Tüketici algı analizinde ortaya çıkan bir başka önemli sonuç ise sitelerden alış-veriş yapan tüketicilerin siteler firmalarını tercih etme nedenleridir. Bu sonuçlara göre en önemli tercih nedeni ürün çeşitliliği/aranılan her ürünün bulunmasıdır. Yine “ürünlerin kalitesi” ve “Marka çeşitliliği” sitelerin mobilya alış-verişlerinde tercih edilmesinde öne çıkan nedenlerdendir. “Fiyatların ekonomik olması” ve “ödeme kolaylığının olması” kısmen tercih nedeni iken “Evime yakın olması” seçeneği ise tercih nedenleri arasında en düşük ağırlığa sahip olan neden olarak ortaya çıkmaktadır. Günümüzde özellikle AVM kavramının yaygınlaşması ile birlikte artık tüketiciler ihtiyaçları olan ürünlerin bir arada satıldığı yerleri tercih etmektedirler. Dolayısıyla siteler bölgesi mobilya alış verişlerinde her türlü mal ve hizmetin bir arada sunulduğu bir yer olarak tüketicilerin mobilya alış verişlerinde tercih ettikleri yerler arasındadır.

Siteleri mobilya alış verişi için tercih eden tüketicilerin yanında tercih etmeyenlerin ortaya koyduğu sonuçlar da ilginçtir. Tüketicilerin siteleri tercih etmeme nedenlerinin arasında ön plana çıkan unsur bütün çeşitlerin tek bir mekânda bulunabildiği büyük mağazaların tercih edilmesidir. Her ne kadar sitelerde ürün ve marka çeşitliliği fazla olsa da lokasyon içerisinde mağazaların çok dağınık bir şekilde olması, alanın çok geniş olması, bilgi ve yönlendirme levhalarının yetersiz olması tüketiciyi aradığını bulabilme konusunda yormakta ve tüketiciler AVM konseptine uygun tek bir mağaza altında toplanmış ürünlerin satıldığı mekanları tercih etmektedirler. Nitekim anket sırasında yapılan yüz yüze görüşmeler sırasında tüketicilerin büyük bir çoğunluğu siteler mağazalarının tek bir AVM altında toplanması konusunda fikir beyan etmişlerdir.

Ayrıca, Sitelerin uzak olması ve ulaşım problemi ile ürünlerin fiyatlarının yüksek olarak değerlendirilmesi tüketicilerin alış verişlerinde Siteleri tercih etmeme nedenleri arasında yer almaktadır. Tüketicilerin tercih etmeme nedenleri arasında en düşük ortalamaya sahip olan nedenler ise ürün ve marka çeşitliliğinin yetersiz olması seçeneğidir.

Tüketicilerin siteleri tercih etmeme nedenleri arasında yer alan “Uzak geliyor/ulaşım problemim var” veBütün çeşitleri tek bir mekânda bulabildiğim büyük mağazaları tercih ediyorum” önermeleri ile tüketicilerin cinsiyetleri arasında anlamlı bir ilişki gözlemlenmiştir. Bu bulgular doğrultusunda kadın tüketicilerin sitelere ulaşım konusunda erkeklere göre daha fazla sıkıntı yaşadıkları ve bu nedenle de siteleri mobilya alış verişlerinde daha az tercih ettikleri belirlenmiştir. Bu durum siteler esnafının ortak bir çatı altında belirli gün ve saatlerde sitelere servis opsiyonunu geliştirmelerini gerekli kılmaktadır. Günümüzde yaygınlaşan “ucuzluk pazarları” dahi kadın tüketicilere her semte servis sağlamaktadır. Dolayısıyla, sitelerde faaliyet gösteren firmaların tüketicilerin önemli bir promosyon aracı olarak görecekleri servis uygulamalarını bir an önce başlatması gerekmektedir.

Tüketicilerin siteleri tercih etmeme nedenlerinin eğitim durumlarına göre karşılaştırmasında satılan ürünlerin pahalı bulunması, ürünlerin fiyatlarını hak etmemesi, ürünlerin kalitesinin yeteri kadar iyi bulunmaması, sitelere alışkın olmama, sitelerin kalabalık olması, tüketicilerin mobilyacısının olması, esnafın ilgisi ve tüketiciye sağladığı bilginin yetersiz olması ile tüketicilerin gelir durumları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Siteleri diğer mobilya satış yerlerine göre pahalı ve yeteri kadar kaliteli bulmayan tüketicilerin 1,501-2,000 TL gelir seviyesine sahip tüketici grubu içinde yer aldığı görülmektedir. 2,501-3,000 TL gelir seviyesine sahip olan tüketiciler ise esnafın bilgisi/sorunları çözme kabiliyetinden memnun olmadıklarını belirtmişlerdir. Bu durum gelir durumuna göre tüketicilerin mobilya alış verişlerinden beklentilerinin farklılaştığını ortaya koymaktadır. Gelir seviyesi düşük olan tüketiciler için ürünlerin pahalı olması ön plana çıkarken, gelir seviyesi yüksek olan tüketiciler fiyattan çok esnafın güler yüzlülüğü, ilgisi, bilgi seviyesi ile sorunları çözme kabiliyeti gibi manevi tatmin aramaktadır. Bu nedenle sitelerdeki firmaların tüm tüketicilere yönelik tek bir pazarlama stratejisi kullanması müşteri memnuniyetini azaltıcı bir unsur olarak ortaya çıkacaktır.

Tüketici algı analizi sonuçlarına göre, tüketicilerin yeni mobilya alımlarına neden olan faktörlerin başında ihtiyaç duymaları gelmektedir. İhtiyacın ortaya çıkması ise mevcut mobilyanın eskimesi, kırılması, v.b etkenlerden ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla mobilya tüketicisi yeni mobilya satın almak için mobilyalarının eskimesini ya da artık kullanılmayacak hale gelmesini beklemektedir. Bu davranışı değiştirmek ve tüketicilerin mobilya alış verişlerini ihtiyaçtan öte bir satın alma davranışına çevirmek için firmaların sürekli yenitasarımlar çıkarması ve bunları cazip kampanyalarla tüketicilerin beğenisine sunması gerekmektedir.

Araştırmadan çıkan diğer önemli bir sonuç da, tüketicilerin yeni bir mobilya alımıyapacakları zaman tercihlerini etkileyen nedenlerin arasında kalitenin ilk sırayı almasıdır. Bu tercih nedenini sırasıyla fiyatı, renk/model/stili ve satış sonrası hizmet (tadilat) takip etmektedir.   Reklamlar, promosyonlar ve moda tüketicilerin tercih nedenlerini etkileyen en önemsiz unsurlar olarak yer almaktadır. Dolayısıyla mobilyatüketicisi, satın aldığı üründen ve firmanın sağladığı hizmetten kalite açısından memnun kalırsa ilerideyapacağı alımlarda da yüksek ihtimalle aynı firmayı tercih edecektir. Firma açısındansadık müşteri diye tabir edilen bu kitle, özellikle kalite açısından herhangi bir olumsuzluk ve memnuniyetsizlikyaşadığında, düşüncelerini tamamen değiştirecektir. Mobilya uzun süreli kullanılacakbir ürün olduğundan firmalar gerek ürün kalitesi gerek ise hizmet kalitesinisürekli geliştirmelidir. Aynı zamanda tüketiciler satın alacakları ürünlerle alakalı fiyat kalite değerlendirmesi yapmakta ve budoğrultuda son kararlarını şekillendirmektedir. Firmalar fiyat ve kalite politikasını bunabağlı olarak şekillendirmeli, fiyatın kalite ile uyumsuz özelliklerde olması, mobilyasatın alma oranlarını düşürmektedir.

Tüketicilerin Sitelerden almayı tercih ettikleri ürün gruplarından en çok tercih edileni “Kanepe ve Oturma Grupları”dır. Bu ürünleri sırasıyla “Sandalye/Masa”, “Yatak”, “Modüler Mobilya”, “Mutfak Mobilyası”, “Mobilya Aksam ve Parçaları” ve “Panel Mobilya” takip etmektedir. Sitelerden alınması tercih edilmeyen ürün ve/veya ürün grupları ise “Bahçe Mobilyaları” ile “Ofis Mobilyaları”dır.

Son 6 ay içerisinde mobilya alış verişi yapan tüketicilerin en çok tercih ettikleri yerlerden ilk sırada Siteler yer alırken, bunu ev ve ofis mobilyası satan İKEA ve İstikbal gibi mağazalar takip etmektedir. Tüketicilerin yaş aralıklarına göre son 6 ayda mobilya alış verişi yaptıkları mağazalar incelendiğinde ise 20-30 yaş aralığında olan tüketicilerinyarısınınilk sırada İKEA ve İstikbal gibi ev ve ofis mobilyası satan büyükmağazaları tercih ettikleri görülmektedir. Bu da daha önceki bulgularda ortaya çıkan ve genç neslin sitelere alışık olmama durumunu doğrular niteliktedir. 31-40 yaş arası tüketici grubu da son 6 ayda alış veriş yapma tercihlerini İKEA ve İstikbal gibi ev ve ofis mobilyası satan büyükmağazalardan yana kullanmışlardır. 20-30 yaş grubunda olduğu gibi 31-40 yaş grubunda yer alan tüketiciler mobilya alış verişlerini sitelerden yapmayı 2. Seçenek olarak tercih etmişlerdir.40 ve üzeri yaş grubuna bakıldığında ise bu yaş grubunun mobilya alış verişlerini yüksek bir oranla sitelerden yapmayı tercih ettikleri görülmektedir. Bu yaş grubu için ikinci sırada tercih edilen yerler yine İKEA ve İstikbal gibi ev ve ofis mobilyası satan büyükmağazalar olmuştur.

Tüketicilerin son 6 ayda yaptıkları mobilya alış verişlerinin medeni durumlarına göre dağılımları ise ilginç bir tablo ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular evli tüketicilerin mobilya alış verişlerinde siteleri tercih ettiklerini gösterirken, bekar ve dul tüketiciler alış verişlerinde İKEA ve İstikbal gibi ev ve ofis mobilyası satan büyükmağazaları tercih etmişlerdir.

Bu sonuçlar sitelerin ürün gruplarında bekâr evlerine yönelik, modern tasarım, modüler ve çok amaçlı ürünler kategorisinde zayıf olduğunu; sitelerde satılan mobilyaların daha çok evli tüketicilere ve ailelere yönelik tasarımlar içerdiğinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, İKEA ve İstikbal gibi mağazalardan satın alınan mobilyaların takım yerine tek parça olarak satın alınabilmesi ya da farklı parçaların birbirleri ile kombine edilebilmesi bekar ve dul gibi yalnız yaşayan tüketicilerin mobilya alış verişlerini siteler yerine bu tür mağazalardan kullanmasına neden olmaktadır.

Bu bulgulara göre  satın almada hemen hemen tüm tüketici özellikleri etkili olduğundan pazarlamada “tüm  pazar stratejisi”  yerine pazar segmentasyonuna dayalı “hedef pazar” stratejisi esas alınmalıdır. Buna göre, pazar, tüketicilerin  özelliklerine göre bölümlere ayrılmalı, her bölüme giren tüketicilerin isteklerine cevap veren mobilyalar tasarlanmalıdır. Bu araştırmaya göre tüketici özelliklerine göre pazar; gelir seviyesi, yaş ve eğitim seviyesi olarak üç ana bölüme ayrılabilir. Yeni tasarımlarda da bu araştırmadan elde edilen bulgularla  hemen hemen tüm segmentlerde makul fiyata dayanan ekonomiklik (fiyat) öncelikle göz önünde bulundurulan ürün özelliği durumunda olmalı ancak diğer ürün özellikleri ile ilgili olarak segment isteklerine uyulmalıdır. Tüketici memnuniyetini esas alan tüketici odaklı bu anlayış modern pazarlama anlayışının da bir gereğidir.

 

Araştırma kapsamında uygulanan anketler sırasında bire bir yüz yüze görüşmeler sonucunda tüketicilerin Siteler’in genel durumuna dair önerileri toplanmış ve tüm bu öneriler ana başlıklar halinde toplanarak irdelenmiştir. Bu ana başlıklar dâhilinde tüketicilerin Siteler’in genel durumuna dair önerileri şu şekildedir;

5.1. Genel Görünüm

Tüketicilerin büyük bir çoğunluğu aradıkları her türlü mobilya ürününü bulabilecekleri, tüm firmaların bir çatı altında toplandığı AVM kavramının Siteler için bir an önce uygulanması gerektiğini belirtmişlerdir.  Bunun yanı sıra tüketiciler Siteler bölgesinin çok karışık olduğunu, aradıkları ürün ve/veya ürün gruplarını bulmakta zorlandıklarını belirtmişlerdir. Bu sorunun çözümü için ise ürün ve/veya ürün gruplarına göre sokakların yeniden düzenlenmesi konusunu gündeme getirmişlerdir.

Tüketiciler siteler bölgesinin düzenlenmesi için devlet desteğinin mutlaka sağlanması ancak bunun yanında esnafın da çaba sarf etmesi konusunda hem fikirdir. Siteler’deki mağazaların Pazar günleri de açık olması, belirli günlerde ve/veya haftalarda indirim günlerinin düzenlenmesi, reklama öncelik verilmesi ve online alış veriş yapılabilen sadece Siteler firmalarının bulunduğu bir e-ticaret sitesinin oluşturulması, tüm mağazaların outlet ürünlerinin teşhir edildiği bir mağaza açılması tüketicilerin büyük bir çoğunluğunun dile getirdiği diğer önerilerdir.

5.1.1. Çevre

Tüketiciler Siteler’in genel çevre temizliğinden memnun olmadıklarını ifade etmişlerdir. Bununla birlikte yoğun trafik, araba park yeri sorunu ve yeterli derecede trafik ve yön levhalarının olmaması tüketicilerin hemen hemen hepsinin ortak sorunu olarak ön plana çıkmaktadır. Tüketiciler aynı zamanda alış veriş dışında dinlenmek için sosyal tesislerin ya da çocuk park alanı gibi yerlerin olmamasının büyük bir sorun oluşturduğunu ifade etmişlerdir.

5.1.2. Siteler Esnafı

Tüketicilerin büyük bir çoğunluğu siteler esnafının müşteri ilişkileri açısından yetersiz olduğunu, bu konuda özellikle çalışanların eğitilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Tüketiciler aynı zamanda üretim yeri ile teşhir yerlerinin mutlaka birbirinden ayrılmasının gerektiğini savunarak müşteri ile iletişim kuracak kişinin imalatta çalışan bir eleman yerine, müşteri ilişkileri ve satış konusunda eğitimli eleman olmasının gerekliliği üzerinde durmuşlardır. Esnafın özellikle teslim ve satış sonrası hizmetlerde sözünde duran bir yapı sergilemesi de özellikle üzerinde durulan konular arasındadır.

5.1.3. Tasarım

Tüketiciler Siteler’de satılan mobilya ürünlerinin tasarımı konusunda daha farklı tasarımlar aradıklarını ifade etmişlerdir. Ayrıca tüketiciler satılan mobilyaların bir birine çok benzediğini daha farklı, modern ve modüler kullanılabilen tasarımların Siteler’de satılmasını istediklerini belirtmişlerdir.

5.1.4. Fiyat

Fiyat konusunda tüketicilerin büyük bir çoğunluğunun dile getirdiği sorun el işçiliği mobilya ürünün çok pahalı olması ve bu yüzden fabrikasyon ürünlere yönelmeleridir. Tüketiciler el işçiliği mobilyaların kalitesi, sağlamlığı ve sağlık açısından uygunluğu konusunda yeterli bilinç düzeyine sahiptir. Ancak, fiyat konusu tüketicileri zorunlu olarak fabrikasyon ürünlere yöneltmektedir. Tüketicilerin önemle üzerinde durdukları bir diğer konu ise ürünlerin üzerinde fiyat etiketlerinin olmaması; fiyat etiketleri olsa bile bu fiyatların bir standardının olmaması ve sürekli değişmesidir.

5.1.5. Kalite

Tüketiciler ürünlerin kalitesi konusunda memnun olmakla birlikte özellikle el işçiliği ürünlerde daha kaliteli el işçiliği beklentisi içindedir. Tüketiciler aynı zamanda Siteler’desatılan ürünlerin iade koşullarının tüketici hakları doğrultusunda düzenlenmesini ve bu düzenlemeye tüm esnafın uymasını da beklemektedir.

5.2. Strateji Önerileri

Sitelerde faaliyet gösteren firmalara uygulanan anketlerden elde edilen bulgular ile firmaların bundan sonra uygulayacakları stratejilere yönelik yol gösterici öneriler geliştirilmiştir. Bu anketlerden elde edilen sonuçlar ve uygulanması gereken stratejiler şu başlıklar altında toplanmıştır;

5.2.1. Kurumsallaşma

Sitelerde faaliyet gösteren firmaların kuruluş yılları itibari ile son 10 yılda kurulmuş genç firmalar olduğu görülmektedir. Nitekim firmaların büyük bir oranı 2001-2010 yılları arasında kurulmuştur. 20 yıllık firmaların oranı ise genç firmalara oranla daha düşüktür. Türkiye’de ortalama firma ömrünün 10 sene olduğu düşünülürse, firmaların en sıkıntılı dönemlerini yaşadıkları bir gerçektir. Ayrıca, firmaların hukuki statülerine bakıldığında şirket statüsüne göre açılması ve kapanması daha kolay olan ancak kurumsallaşma ve ticari itibar açısından birçok dezavantaj yaratan şahıs işletmelerinin %62,7 oranıyla limited şirketlerine (%37,3) göre daha fazla olduğu görülmektedir. Firma ölçekleri ise çoğunlukla küçük işletme ölçeğinde olan 1-9 arası eleman çalıştıran firmalardır. Orta ölçekli firma oranı %32,8 iken, büyük işletmelerin oranı ise sadece %1,6’dır.

Sonuç olarak tüm bu veriler sitelerde faaliyet gösteren firmaların kurumsallaşma sürecinin dışında olduğu hatta kurumsallaşma adına da hiçbir şeyin yapılmadığını göstermektedir. Sitelerdeki firmaların kurumsallaşma ihtiyacı, küreselleşme, sürekli değişim, rekabet şartları, teknoloji gibi nedenlerden dolayı ortaya çıkmaktadır. Özelikle de yukarıda açıklandığı gibi ortalama 15 yıldır faaliyet gösteren ve belirgin bir büyüme yasamış siteler firmaları için kurumsallaşma kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında sitelerdeki firmaların zorunlu olarak kurumsallaşmaya iten nedenler şunlardır;

  1. Küresel Firma Olma Zorunluluğu

Siteler firmaları küreselleşen dünyada varlıklarını devam ettirebilmek için küresel davranmak zorundadır. Bugün en büyük rakipleri uluslararası küresel firmalar olan (IKEA gibi) sitelerdeki firmaların ayakta kalabilmeleri ve rekabette geri kalmamaları için çevreleriyle uyumlu ve eş biçimli hareket etmeleri gerekmektedir. Bu da ulusal ve/veya uluslararası rakiplerinin yakından takip edilmesi, bunun için kurumsallaşma çatısı altında stratejiler ve eylem planları belirlenmesi ile gerçekleştirilebilir.

  1. Değişim ve Rekabet Gücü

Rekabet, örgütsel değişimi gerekli kılan en önemli faktördür. Yapısı ve işleyiş sekliyle işletmeler gerekli teknolojiyi getiremez ve yeniden yapılanmayı başaramazlarsa, çalışanlarıyla bütünleşemezlerse, rekabet dünyasının gerektirdiği ucuz ve kaliteli üretimi yapamazlarsa her gün değişen piyasanın gelişmelerine esneklik gösteremezlerse ayakta kalamayacaklardır. Yeni ortamda kazanacak yeni kuruluşları oluşturmak, büyük bir değişimden geçmeyi gerektirmektedir

Örneğin, sitelerdeki firmaların en büyük rakibi haline gelen IKEA’nın sektöre getirdiği en büyük yeniliklerin hemen hepsini üretici tarafındadır. IKEA sonrası rekabet anlayışının değiştiği bazı noktalar gözlemlenmektedir. Eskiden kendisi gibi firmalarla nitelik veya markalara karşı fiyat rekabeti yürüten firmalar, IKEA sonrası fiyat rekabet avantajını yitirmiş gibi gözükmektedir. Bu da yeni avantajlar aramayı zorunlu hale getiren en önemli unsurdur. IKEA sonrası değişen tüketici bakış açısı eskiden hizmet değil de işin zorunluluğu olarak algıladığı montajı, hizmet kapsamında kabul etme eğilimdedir. Bu da sitelerdeki firmaların rekabet avantajı yaratmak için değişime gitmelerinin zorunlu hale geldiğini göstermektedir.

  1. Teknoloji ve Bilgi Toplumuna Geçiş

Teknoloji, mal ve hizmet üretiminde kullanılan üretim bilgisiyle, bu bilginin tüketilmesiyle kullanılması becerisi olarak tanımlanmaktadır. Teknolojinin firmalar özelinde kritik öğe haline gelmesinin temel nedeni, sürekli değişiyor olmasındandır. Değişen teknolojiye firmaların uyum sağlayabilmesi firmaların sürekliliği açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle, sitelerdeki firmaların teknolojiyi yakından takip etmek ve üretim süreçlerini değişen duruma göre düzenlemeleri gerekmektedir. Özellikle de bilgi teknolojilerine ayak uydurabilmesi, firmaların tedarikçileri ve müşterileri ile ilişkilerini kuvvetlendirecek ve firmalara dış çevrede avantaj sağlayacaktır.

Nitekim genel görünümü ile siteler bölgesi kuralları koyulmamış, master planı olmayan, denetimsiz ve geleceği üreticilerin insafına bırakılmış haliyle organize olmaktan uzak gözükmektedir. Tüm sektörlerde markalaşmanın esas değer ve rekabet avantajı haline gelmesi, tüketicilerin tüketim alışkanlıklarında önemli değişimlere sebep olmaktadır. Bu değişimlerden mobilya için en önemlilerinin satış sonrası hizmet ve garanti olduğu artık bilinen bir gerçektir. Bu iki unsur markalaşma süreci ile tüketiciler için ciddi karar mekanizmaları haline gelmiştir. Siteler mobilya sektörü ise mevcut yapısıyla ciddi bir satış sonrası hizmet ve garanti konusunda zayıf kalmaktadır. Montaj ise tüketici için bir hizmet olarak algılanmaktan uzaktır.  Bu iki unsura değer vererek, iki faydayı da organize biçimde öne çıkartan firmalar ise rekabette görece düz yollardan ilerleme potansiyelini yakalamaktadır.

5.2.2. Finansal Kaynak İhtiyacı

Anket uygulanan firmalara finansal açıdan ek bir kaynağa ihtiyaç duyup duymadıkları sorulduğunda firmaların %60,7’sinin böyle bir kaynağa ihtiyaç duydukları; %39,3’ünün ise ihtiyaç duymadıkları belirlenmiştir. Finansal açıdan ek bir kaynağa ihtiyaç duyan firmaların ihtiyaç nedenlerinden ilk sırada geleni firmanın ölçeğini büyütmek ve üretimlerini arttırmaktır. Firmaların %27,4’ü Ar-Ge ve İnovasyon gibi firmanın ürün kalitesini arttıracak projeler yürütmek için finansal kaynağa ihtiyaç duyarken, firmanın üretimine devam etmesini sağlamak için kaynağa ihtiyaç duyan firmaların oranı %21.0’dir. Firmanın kapanmasını önlemek için ek kaynak gereksinimi duyan firmaların oranı ise %9,7’dir.

Bu sonuçlar Türkiye’de diğer sektörlerde faaliyet gösteren küçük ölçekli firmaların temel sorunu olan enflasyonun öz sermayeyi eritme sorunu ile sitelerdeki firmaların da karşı karşıya olduklarını ortaya koymaktadır. Artan girdi maliyetlerinin yükselmesine karşın fabrikasyon ürünlerinin el işçiliği mobilyalardan oldukça ucuz olması nedeni ile bu farkı fiyatlarına yansıtamayan siteler firmalarının zaten yetersiz olan öz sermayeleri zaman içinde erimektedir. Öz kaynak yetersizliği sitelerdeki firmaların hem yatırım hem de pazarda yer almak için yapılacak pazarlama çalışmaları için yeterli olmamaktadır. Genellikle satışların vadeli olarak yapılması da vadeli satışlarını da öz sermayeden finanse edilmesini zorunlu kılmaktadır.

Elde edilen sonuçlar sitelerdeki firmaların varlıklarını devam ettirebilmeleri ve büyümeleri için gerekli en önemli unsurlardan birisinin finansman olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sorunun çözümünde ise firmaların önünde 2 seçenek bulunmaktadır. Bunlar iç kaynaklar ve dış kaynaklardır.  İç kaynaklar, kaynağın ortaklarca sağlanması yani sermaye arttırımı, dış kaynaklar da borçlanmak olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak her iki seçenek de yine öz sermayenin yetersizliği nedeni ile uygulamaya konulamamaktadır. 

Araştırma finansman yetersizlikleri nedeniyle sitelerdeki firmaların gelişmiş teknolojilere sahip olamamasını, dolayısıyla eski teknoloji ile emek yoğun çalışmak zorunda kaldıklarını da göstermektedir.  Bu da üretilen ürünlerin kalitesine olumsuz yansımaktadır. Kalitesiz üretim, sitelerdeki firmaların satış gücünü, dolayısıyla büyük işletmelerle rekabet gücünü engellemektedir. Firmalar özellikle finansman sıkıntıları nedeni ile pazarlama fonksiyonuna yeterince önem verememektedirler. Bu konuda dezavantajlı konuma düşen sitelerdeki firmalar pazarlama faaliyetlerinin yerine getirilmesinde yetersiz kalmakta ve pazarlama için gerekli olan harcamaları bünyesinde yeterli düzeyde oluşturulamamaktadır.

5.2.3. Ürün Geliştirme Faaliyetleri

Firmaların ürün geliştirme faaliyetlerinde kullandıkları yöntemler incelendiğinde firmaların %46,0’sı her yıl ürün gamlarına yenilerini eklerken, %30,0’u ürün geliştirmek yerine mevcut ürünlerinde sürekli iyileştirme yapmayı tercih etmektedir. Firmaların %24,0’ü ise yeni ürünleri uzun süreli projeler sonucunda geliştirmektedir.

Ürün geliştirme faaliyetlerinde bulunan firmaların her yıl ürün gamlarına ekledikleri yeni ürün sayıları incelendiğinde ise firmaların %55,7’sinin her yıl ürün gamlarına 1-5 arası ürün eklediği, %27,9’unun 6-10 arası ve %16,4’ünün 10’dan fazla yeni ürün eklediği görülmektedir.

Firmaların üretim ile ilgili yenilikleri ve gelişmeleri %95,1 oranında takip etmektedir. Bu yenilikleri takip etme şekilleri ise ülke içindeki fuarların takibi şeklinde olmaktadır.  Yeniliklerin takip edilmesinde fuarlara katılım dışında bir yöntemin kullanılmaması yine sitelerdeki firmaların kurumsallaşma açısından önemli sorunlar yaşadıklarını, bilgi ve iletişim teknolojilerini yeterli düzeyde kullanamadıklarını göstermektedir.

Firmaların son 5 yılda yaptıkları yenilik çalışmaları ise firmalarda yenilik çalışmalarının oldukça düşük düzeyde gerçekleştiğini göstermektedir. Nitekim firmaların çoğunluğunun yeni ürün geliştirmek yerine mevcut ürünleri geliştirme, iyileştirme ve kalite arttırmayı tercih ettikleri görülmektedir. Yeni ürün tasarımı yapan firmaların oranı %18,9 iken, ürün çeşitlendirme faaliyetlerinde bulunan firmaların oranı %18,2, yabancı ürünleri Türkiye koşullarına uyarlayan firmaların oranı ise %11,5’dir. Firmaların %10,1’i yerli ve yabancı firmalar tarafından kullanılan üretim teknolojilerini uyarlamaktadır. Ne yazık ki özgün yeni bir üretim teknolojisi geliştiren firmaların oranı ise sadece %6,8’dir.

Sitelerdeki firmaların güçlü rakipleri karşısında ayakta kalabilmeleri için Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarına yönelmeleri gerekmektedir. Ancak, başta finansman olmak üzere birçok sorunları olan firmalarda sıra, Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarına gelememektedir. Bu durum sadece firmalara bağlı olarak gelişmemekte, makro ölçekte Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerine sıranın gelmesi ve bütçe ayırabilmesi için öncelikli ciddi sorunların çözülmesi gerekmektedir. Daha önce belirtildiği gibi küreselleşen dünya koşullarında, sosyal, ekonomik, politik ve özellikle üretim teknolojisindeki hızlı değişimler firmaları başta finansman, insan kaynağı ve pazarlama olmak üzere çeşitli rekabet sorunlarıyla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nokta da sitelerdeki firmalar için gerekli inovasyon ortamının yaratılması gerekmektedir. Bu da ancak devletin öncülüğünde özel sektörle işbirliği halinde gerçekleşebilecek bir durumdur. Bunun için;

  • İnovasyon Merkezleri yaygınlaştırılmalı ve etkinleştirilmeli, özel sektör katılımı arttırılmalı,
  • Firmalarla araştırma merkezleri ve üniversiteler arası işbirliği teşvik edilmeli,
  • Okullarda ya da mesleki eğitim kurumlarında, ara eleman ihtiyacının kapatılabileceği, işletmelerin ihtiyaç duyduğu donanımlara sahip teknik elemanların yetiştirilebileceği mesleki eğitim müfredatları uygulanmalı,
  • Teşvik mekanizmalarının karmaşıklığı azaltılmalı, çelişkili uygulamalara son verilmeli,
  • Devlet teşviklerinden ve diğer finansman araçlarından yeterli ölçüde yararlanmaları için firmalara özel bilgilendirme programları uygulanmalı,
  • Kredi almak konusunda güçlüklerin önü açılmalı ve özel kolaylıklar sağlanmalı,
  • Firmaların yurtiçi ve yurtdışı teknik ve ticari gelişmeleri izleyebilmeleri için ilgili kurumlar özel birimler ve stratejiler oluşturmalı,
  • Firmaların ihracatını artırmak için bu yönde teşvik ve destekler verilmelidir.

5.2.4. Kalite Standartları

Firmaların büyük bir çoğunluğunun (%40,0) TSE, ISO ve CE gibi kalite standartları yoktur. Bu firmalar kendi kalite standartlarını kullanmaktadır. Sipariş veren firmanın kalite standartlarına göre üretim yapan firmaların oranı %30,0 iken, TSE kalite belgesi olan firmaların oranı %20,0, ISO 9001 kalite belgesi olanların oranı %8,0 ve CE kalite belgesi olan firma oranı ise %2,0’dir. Buna ilaveten firmaların %55,2’sinin tescilli patenti mevcut iken %44,8’inin her hangi bir patenti mevcut değildir. Firmaların yüksek bir oranı (% 76,4) aynı kalitede ürün üretmektedir. Firmaların %21,8’i ise talebe göre ürettikleri ürünlerin kalitesini değiştirebilmektedir. Ayrıca firmaların %87,9’u ürettikleri ürünlerde kaliteyi yükseltme ihtiyacı duyarken, %12,1’i böyle bir ihtiyaç hissetmemektedir. Bu sonuç sitelerde faaliyet gösteren firmaların kalite boyutunda kurumsallaşma süreçlerinden oldukça uzak olduğunu göstermektedir.

5.2.5. Pazarlama

Firmaların ürünlerini pazarlamada kullandıkları dağıtım kanallarını %22,8 oranı ile perakendeciler oluşturmaktadır. Bu kanallardan nihai tüketicilerin oranı %22,3 iken yerel toptancıların oranı %20,4’tür. Yurtdışındaki müşterilerin dağıtım kanalı olarak kullanılmasının oranı ise %12,1’dir. Sitelerde faaliyet gösteren firmaların en düşük oran ile kullandıkları dağıtım kanalları sırasıyla ihracat komisyoncuları (%7,8), kamu kurum ve kuruluşları (%7,3) ve diğer fabrikalardır.

Anketin uygulanan firmaların ürünlerini pazarlamada yaşadıkları en önemli sorun yeterli kaliteyi sağlayamamaktır. Bu da bir önceki başlıkta tartışılan kalite konusundaki sonuçları doğrular niteliktedir. Bu sorunu dağıtım kanalları için yeterli stok üretememek izlemektedir. Yerel bölgenin dışından ve ulusal firmalardan sipariş alamamak diğer önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Firmaların az önemli olarak nitelendirdikleri sorunlar ise karlı duruma geçecek satış fiyatlarına ulaşamamaktır.

Anket uygulanan firmaların %90,0’ı pazarlama faaliyetlerinde bulunmaktadır. Pazarlama faaliyetleri gerçekleştiren firmaların kullandıkları pazarlama yöntemlerinden ilk sırada yer alanı %19,0 ile yine yurt içi ticari fuarlardır. Bu yöntemi sırasıylateşhir mağazaları (%18,3), ürün numuneleri (%14,3), toptancı ve perakendecilere satış özendirme (%13,5), firma broşürleri (%12,7), basın-yayın yolu ile reklam (%10,3) ve yurt dışı fuarlar (%9,5) izlemektedir (Grafik 4.29). Görüldüğü gibi sitelerdeki firmaların pazarlama faaliyeti olarak benimsedikleri en önemli yöntem yurt içi fuarlara katılmaktır. Dolayısıyla firmaların pazarlama konusunda bilinçlendirilmeye ve kurumsallaşma çalışmaları dâhilinde pazarlama fonksiyonlarının geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

Firmalar ürettikleri ürünleri yurt içinde pazarlamada farklı yöntemler kullanmaktadır. Bu yöntemlerden ilk sırada gelen %21,20 oranı ile kendi satış birimleri aracılığı ile satıştır. Fuarlarda müşteriler ile anlaşarak satan firmaların oranı %22,10 iken, kişisel temaslar ve ziyaretler ile satan firmaların oranı %19,20’dir. Toptancıları kullanan firmaların oranı %18,30; perakendeciler ile ürünlerini satan firmaların oranı ise %16,30’dur. Pazarlama firmaları aracılığı ile satış yapan firmaların oranı ise sadece %2,90’dır.

Aslında, firmaların pazarlama sorunlarını üretim sorunlarından ayrı düşünmemek gerekir. Nasıl ki bir ürün üretilirken belirli standartlara sahip olması bekleniyorsa, o ürünü pazarlamada da bu belirli standartlara uyup uymadığına bakılacaktır. Pazarlama, üretilen bu malların satışa sunulması faaliyetleri olduğuna göre, firmaların pazarlama ve üretim sorunlarının iç içe olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Pazar araştırmalarına gereken önemin verilmemesi, özellikle uluslararası pazarlara açılma sürecinde firmaların olumsuz yönde etkilenmelerine ve sonuçta başarısız olmalarına neden olmaktadır. Ayrıca firmalar tanıtımlarını sağlayacak reklam yapabilme gücünden de yoksundurlar. Üretim örneklerinin teşhir ve sergilenmesinde çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Bunun yanı sıra daha önce belirtildiği gibi değişime uyum sağlama, değişimi tahmin ve değişimi üretme konuları için, Ar-Ge çabalarına girememektedirler. Oysa Ar-Ge’nin, değişimi izleme, değişimi gerçekleştirme ve değişimi işletmeye kazandırma gibi işlevleri bulunurken, aynı zamanda firmalar için bir rekabet aracı işlevi de vardır.

5.2.6. Son 5 Yıl Değerlendirmesi

Firmaların son 5 yıla ait değerlendirmeleri incelendiğinde son 5 yıl içerisinde satışlar, müşteri memnuniyeti, ürün çeşitliliği, müşteri sayısı, üretim miktarı, hammadde fiyatları, üretim verimliliği, kapasite kullanım oranları, ürün maliyetleri, rekabet gücü ve ödenen vergiler artarken, ihracat ve ürün fiyatları, hammadde ve ürün stokları, ürün iadeleri, toplam borç miktarı, satış yapılan ülke sayısı ve karlılık durağan olarak seyretmiştir. Ürün iadeleri ise azalmıştır. Firmaların gelecek yıl üretim hacimlerinin artmasına yönelik beklentileri yeni ürün geliştirmek (%70,0), satış hacminin artması (%60,0), aynı oranda (%56,7) ciro, girdi fiyatları, sektör içi işbirliğinin gelişmesi ve firmalar arası güçlü bir ağ yapısının oluşması olarak nitelendirilmiştir. Stratejik firma birleşmesini (%30) satış hacimlerinin artmasında en son sırada etken olarak görmektedirler.

Önümüzdeki 5 yıl içerisinde firmaların geleceğe yönelik hedeflerinden ilk sırayı %17,9 oranı ile Pazar payını büyütme almaktadır. Bu hedefi sırasıyla yeni yatırım (%17,2), kapasite geliştirme ve markalaşma (%16,6), kurumsallaşma (%15,2), büyük şirketler ile birleşme (%7,9) ve son olarak %6,0 oranı ile küçülme takip etmektedir. Firmalar önümüzdeki 5 yıl içerisinde en çok yurt içi pazarlara yönelmeyi düşünmektedir. Bu pazarları %35,0 ile yurtdışı ve %28,3 ile yerel pazarlar takip etmektedir.

5.2.7. Teşvikler ve İşbirliği

Firmaların %80,0’i bölgeye ve sektöre uygulanan teşvikleri yeterli bulmaz iken, yerel yönetimlerin sanayiciye verdiği hizmetlerden memnun olmayan firmaların oranı yine %80’dir. Firmaların diğer firmalar ile yazılı ve/veya sözlü işbirliği yapma durumları sorgulandığında, anket uygulanan firmaların %60,0’ının işbirliği yapmadığı belirlenmiştir. İşbirliği yapan %40,0 oranındaki firmaların en çok işbirliği yaptığı firmalar boya ve aksesuar, döşeme, hırdavat, mobilya dekorasyon ve satın alma firmalarıdır.

Firmalar işbirliği yaptıkları firmalar ile en çok ortak ürün-hizmet geliştirme (%30,0) faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Ortak proje yürüten firmaların oranı %25,0 iken, ortak satın alma yapan firmaların oranı %20,0’dir. Ortak fuar katılımı gerçekleştiren (%15,0) firmalar ile ortak pazarlama ve satış yapan firmaları (%20,0) son sırada yer almaktadır.

5.3. Politika Önerileri Ve Eylem Planı